Yazmasaydım Çıldıracaktım Dedirten Nokta: Yazmak

Sait Faik Abasıyanık adlı durum hikayesinin temsilcisi yazmayı şöyle özetler: ''Yazmasaydım, çıldıracaktım'' der. 12 dk


      Haritada Bir Nokta adlı eserinde şöyle ele alır yazma konusundaki hırsını.

      “Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.” 

 Mürekkep tükenir bu uğurda tıpkı birleşemeyen sözcükler misali…

     Yazmak nedendir bu denli delicesine? İnsan neden yazar bir ömür boyu? İlle kağıt kalem mi olması gerekir yazmak için göz göze de yazılamaz mı en güzel sözler? Yaşamak için sebep arar insanlar, her şey için sebep ararlar aslında…Bir sebebe gerek  var mıdır ki yazmak için veya yaşamak için? Birçok şair veya yazar hep birşeylerden esinlenerek mi yazarlar ? Bu acı bir haber, sevinçli olma hali veya türlü sebepler…Bazen de bizi yazdıran şeye aşk deriz ister kavuşmak için ister acısı bile zevk verirken… İnsan aşık olacağı kişiyi seçemez, oluverir ya birden. Kimi yazarlar ya da şairler de aslında aşka aşık olan insanlardır. İnsan içindeki gerçekle devamlı temas halindedir. Kimi zaman bu gerçekten kaçmak, derinlerde kaybolmak için yazar, yazar daha çok yazar. Her yazmada kendinden eksilir mi peki? Bazen de öyle anlar olur ki yazmak isteğiyle dolup taşa. Biz buna uzun bir süredir yazmayıp dolup taşarak kilit noktasına ulaşma deriz. Yani o nokta yazmakla yazmamak arasındaki kilit noktasıdır kişinin. İçindeki o gerçeklik ateşi onu bazen öyle bir sarar ki boğulmamak, kaybolmamak için kalemi kağıtla buluşturur elleri. Bunlar iki sevgili gibi yazdıkça yazdırır insana. Aşk misali… Ya içindeki  gerçekle yanıp kül olur ateşinde ya da mum misali eriyip dönüşüm geçirir içerisinde. Ve biz böyle insanlara değiştin deriz… Doğru mu peki? Yazmak rahatlatır ve aynı zamanda değiştirir mi kişiyi? 

Neden böyledir peki? İnsanı yazmaya iten, yazamayınca delirten sebepler nelerdir? Belki de neden kendidir. Kendini anlamakta zorlanan insan yazmaya başlar. Kendini kendine anlatmak mı amaç yoksa çevresine düşüncelerin aktarmak mı amaç bilinmez. Belki de basittir çözümü kişi kendinde bir yolculuğa çıkmak, kendinde saklı tüm sözcükleri keşfetmek ister. Derdine çare, aşkına bir karşılık, kendine bir ben bulma arayışına girmek için yazar. Sözcüklerin neden kendisini bulduğunu, kapısını çalan kişiyi, ilham kaynağını bilmek için çalar gönül dergahını. Bilemezse çıldırır çünkü. Belki de Sait Faik bu duruma icabeten yazmasaydım, çıldıracaktım der… Sizce? 

 Kalemini bir silah gibi değil, bir kaşık gibi tut; Yoksa aç kalırsın.
Arif Nihat Asya

Yazmak her haliyle bir durum halidir. İnsan kendini sözcüklerde, kitaplarda bulur belki de ondandır okuma isteği. Bu dünyadan kaçma, ayrılma, tıpkı müzikler ve kulaklık ikilisi gibi. Yola çıkmak ya da yolun sonuna iyi ya da kötü varmak önemli değildir. Önemli olan o yolda olmaktır tüm gerçekliğinle. Aslolan uzayın boşluğundaki harfler  misali onların yarattığı bir dünyadır. Eduardo  Galeonu durumu şöyle özetler:

” Kitaplar beni yazıyor, ben onlar için yazıyorum. Sözcükler  içimdeki kapının çalınma vaktine kadar yavaş yavaş, uysalca büyüyorlar. Duraklarımın kapısını çalıyorlar, ellerimin kapısını çalıyorlar. Tık tık tık, dışarı çıkmak istiyorlar, daha fazla şeye ulaşmak istiyorlar.” 

Kağıda dokunan kalem, kibritten daha fazla yangın çıkarır.
Malcolm S.Forbes

Neden zamanın bölündüğü bir dünyada yazmak isteriz ? 

Belki de içimizdeki ben’e söz geçiremediğimiz için…

Derdimize kadar mı yazarız yoksa gerçekten yazma isteği için mi? Duygu ve düşüncelerimizi ifade etmenin birçok yolu vardır. Kimi gider müziklere sarılır, kimi kitaplara, kimi de böyle yazar işte. Yazana da yazar deriz kendi dilimizde. Aslında kendi hikayesini yazar kendince.

     

      Etrafa bakıyorum da şu zamanlarda önüne gelen yazar olup çıkıyor meydana. Ama nitelikli, gerçekten uğraşanlar için ise durum biraz farklı ve zorlayıcı oluyor. Emek olmadan yemek olmaz misali. Yani kimi daha kolay elde ediyor ama çabuk düşüyor kimi de zorlu bir yolculukta ilerlerken ya şehit oluyor ya da vefat ediyor. Elde kalan ne ? Elde kalan sadece birkaç dize oluyor. Hoş, bunun yazana pek bir faydası dokunmasa da öldükten sonra iyi anılıyor. Peki sustuğumuz kadar mı varız hayatta? Yani insan sustukları dizeleri mi karalar deftere? 

İnsan kanayan yaralarına ilaç arar gibi yazar bazen....

Bazen bir dize anlatır onu ona bazen de bir müzik kulaklığında...


Bazen de bir fotoğraf karesi....


Bitip tükenmekte olan kalemler verir güç insana. Yazdıkça yazdırır defalarca. Bir terapi gibi olur kelimeler dolaşır dilinin ucuna. Başlar kaleminden damlamaya...


Ya buna ne demeli? Değişik bir bakış açısı edebiyat üzerine...

Bir de okuduğumuz kitaplar arasına koyduğumuz ayraçlar vardır tabi. Bizi bambaşka dünyalara götüren satırlarda kendimizden geçtiğimiz...

Böyle tipler ne yapar şimdi acaba?

Bir de bambaşka yazarlar vardır. Her bir yazar aslında kendi hikayesini yazar. Kendini anlatır. Aşkı anlatır genelde. Bu bazen gerçekten başlarından geçmiştir ya da geçecektir hissetmiştir. Bu yazarlar ve şairler aşka aşık olurlar fuzuli misali. Gönül dergahlarında acı çekerler ama acısı bile bal deyip zehirli sözcükleri yutup yazarlar. Fuzuli de aşka aşık olanlardan. Mahlası  bile fuzuli gereksiz anlamına gelir..Ama fazlasıyla derin ve samimi bir aşk şairidir kendisi. Ve aşk dökülür kalemden damla damla. 

“Aşiyân-i mürg-i dil, zülf-i perişânundadur
Kande olsam ey peri, gönlüm senün yanundadur”

Anlamı: Ey sevgili. Gönül kuşunun yuvası, saçlarının içindedir. (Sevgili saçlarını topuz yapar ve konulacak bir kuş yuvasını andırır. İşte saçının o hali ve o yuva, âşığın gönül kuşunun yuvasıdır.) Ve ey sevgili, ben nerde olursam olayım, gönlüm senin yanındadır. (Dizinin dibinde sana Yemen kadar uzak değilsem eğer, bu, Yemen’de de olsam, dizinin dibi kadar sana yakınım demektir. İster çok uzaklarda yaşa, isterse kilometreler girsin araya, ey sevgili, sana uzak değilim ki. Gözlerinin daldığı yerdeyim…)

“Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabîb
Kılma derman kim helâkim zehri dermânumdadır.”

Anlamı: Ey tabip. Ben, aşk derdinden mecnunum. Bana ilaç vermekten vazgeç. Çünkü benim derdim, dermânımdır. Derdim, bana güç veren, beni ayakta tutan, yaşadığımı hissettiren şeydir. Beni öldürecek olan zehirse, senin ilâcındır. Çünkü gönlümdeki aşk ateşi söndüğünde, artık bu gönül’ün bir anlamı kalmamıştır. Artık hiçbir işe yaramaz. Ey tabip, benim derdimin ilacı, derdimin kendisidir. Ben derdimden hoşnutum. Ben sevgiliye senden gelen her dert başım üzre diye ahd verenlerdenim. Ben, ey sevgili, lütfun da kahrın da hoş diyen âşıklardanım. Ben Kabe’de “bana Leyla’yı unuttur!” diye dilek sunmak yerine “Derdimi artır!” diyen bir kalbin Kevser’iyim. O halde hoşnut olduğum ve artık gönlümün ayrılmaz bir parçası olan derdime dokunma! Çünkü benim devâm, derdimde gizli…

En sevdiğim şairlerden biri de Cemal Süreya'dır. Ölümü bile ilginç hadiselere konuk olmuştur. Bir yerde yazar ki oğlu tarafından öldürüldü. Bir başka yerde şeker komasına girip vefat etti. Her yazar gibi sırlıdır onunda ölümü. Misal Orhan Veli belediye çukuruna düşüp 2-3 gün sonra ölmüştür. Ölmeden 3 yıl önce sevgilisi Nahit Hanım'a yazdığı mektuplar bile ölümü gibi ilk kez 64 yıl sonra ortaya çıkmıştır. Garip akımının öncüleri arasındadır. İkinci Yenicilerden Cemal Süreya ise  Fuzuli  gibi aşkı şu dizelerde tanımlar ve  başlar dizelerden taşmaya..

İki kalp arasında en kısa yol:

Birbirine uzanmış ve zaman zaman

Ancak parmak uçlarıyla değebilen

İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde gösterisi zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


 Yazma isteğiyle yazarız benliğimizi sözcüklerle... Bir iletişim kurma biçimi belki de hayata tutunma nedenimizdir yine.



Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Gizem Kırmızı

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF