Siz Hiç Bir Şey Çaldınız mı?

13 dk


Siz Hiç Bir Şey Çaldınız mı?


‘1-2-3 TIP “Türkiye’de Doktor Olmak”’ adlı yazım için tıklayın.

Diğer ‘Edebiyat‘ içeriklerine ulaşmak için tıklayın.


Siz hiç, bir şey çaldınız mı?

Ben çaldım!

Birinin kalbini çaldım gibi klişe bir cevap beklemiyorsunuzdur benden umarım. Çünkü bu sorunun cevabı çok başka bir şey…

Meraklandınız mı?

İyi biraz daha meraklanın o zaman. Sizi şimdi zamanda yolculuğa çıkarıyor ve doksan dört yılına götürüyorum yeniden. Bakınız ben ve benim gibilerden normal olmamızı bekleyerek en büyük hatayı yapıyorsunuz. Biz ki “Birkaç iyi adam” ın fanı olmuş Yonca Evcimik’in klonları gibi kendimizi sokağa atmış “Bandıra bandıra ye beni hiç doyamazsın tadıma.” diye bağırarak sokaklarda dans etmiş bir nesiliz!

Şimdi soruyorum size hangi çılgın bizim normal olmamızı bekleyebilir?

Neyse öncelikle hayatım boyunca bana katlanmayı başarmış olan ve bir elimin malesef beş parmağını geçmeyen can dostum olan başta Aslı olmak üzere Hale, Benan’a da buradan sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Ne çekmişsiniz be!

Şahsen ben kendime katlanamıyorum çoğu zaman.

Burada ismi geçen üç hatun var ya işte onlar benim çocukluğum ergenliğim ve gençliğim. Özetle dünüm, bugünüm ve yarınım olan kadınlar ve ben bu masalları anlatmaya devam ettiğim sürece siz bu isimleri fazlaca duyacaksınız benden.

Şimdi doksan dört senesinde genç kızlık ile çocukluk arasına sıkışıp kalmış bir hormonlu ergenus olmamdan mütevellit ne b*k yiyeceğimi bilmiyordum. Düşünsenize nasıl bir fazla gelişmişsem doksan üçün yaz tatilinde Uluborlu’da beni lise mezunu sanıp dedemden istemeye gelmişlerdi. Rahmetlinin en sevdiğim özelliği deli oluşuydu. O beni istemeye gelen aileyi bir ara beylik tabancasını çıkarıp vuracağını düşünmüş olsam da adamları laflarıyla dövüp kapı dışarı etmişti.

Bu aşk meşk mevzuları ile ilgili de size anlatacaklarım var tabii ki ama başka masallarda.

Konuya dönmek gerekirse Kalaba Ortaokulu’ndaki eğitim yılımı tamamlamış okulun tatile girdiği günün akşamında Cebeci Hentbol Salonu’nun hemen dibindeki yerel terminalde Uluborlu otobüsünde bulmuştum kendimi.

Uluborlu ve yaz tatillerini birkaç kelime ile özetle deseler

Vardığım günün sabahında kendimi bahçedeki erik ağacının tepesine atmak, oradan iri erikleri stokladıktan sonra anneannemin kız kardeşi lakabı guruveller olan Nuran teyzemin bahçesindeki erik ağacını patlatmak ve tuz, buz, ekşi erik kombinasyonuyla bugün “Magnum” yerken yaşadığım hazzı duymaktır.

Evet, doksan dört yılının yaz tatilinde ben yine Uluborlu’ya gece saat 12:30 da ayak basmış sabahı zor etmiş kahvaltıdan hemen sonra kendimi bahçeye atmış ve sükût-u hayale uğramıştım.

Çünkü koskoca bahçede bir tane bile erik yoktu. Anneanneme koştum hemen. Neredeyse ağlamak üzereydim.

“Anneanne! Benim geleceğimi bile bile neden bütün erikleri toplattınız?” dedim. Duracak mıydım? Tabii ki hayır. Hakkım olan çemkirmeyi yapacak anneannemin burnundan getirecek ardından Nuran teyzemin erik ağacını patlatmaya gidecektim. İşte o an duyduğum şeyle başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü.

“Olur mu hiç yavrum? Ende ağaçları bu sene don vurdu. Erik yok hiçbir yerde…”

İşte o an tam olarak yapmak istediğim şey, Şener Şen’in “Çıplak Vatandaş” filmini izlediniz mi?

Hani Şener Şen’in soyunarak koştuğu, koşarken “Hayır! Olamaz!” diye bağırdığı sahne var ya tam olarak oydu.

Uluborlu’daki en mutsuz günlerimi yaşıyordum. Erik olmayan bir yaz tatili benim için tuzsuz ekmek gibiydi. Birinci hafta dolunca anneannemin annesi olan Havveli ninemin Zincirli Mahallesi’ndeki evine kuzenlerim ile ziyarete gitmiştik. Bahçede dolaşırken kuzenim Nur’dan şöyle bir ses geldi.

“Büşra abla bak bu ağaçta erik var!”

Kulaklarıma inanamamıştım. Yanına gittiğimde ağaca baktım ve doğru söylüyordu. Ağacın tepesindeki dalda tam dört tane erik vardı. Vardı ama o kadar yüksekteydi ki merdiven olmadan oraya çıkmak imkansızdı. Lakabı deli olan mebbus dedemde sağ o zaman ama demans yüzünden kafası gidip geliyor. Valla geçmiş gün sebebini tam hatırlamıyorum ama anneannem o ağaca çıkmama izin vermedi. Ancak bilmediği bir şey vardı. Benim adım da Büşra’ysa ben o ağaca çıkacak ve o eriği yiyecektim.

Kuzenlerim Nur ve Kübra’yı da alıp bahçeye geri dönmüştüm.

Olay aynen şöyle gerçekleşmişti.

Yıl: 1994

Yer: Uluborlu

Büşra kuzenleriyle birlikte erik ağacının dibinde almıştı soluğu. Sağı solu kontrol ettikten sonra üzerindeki elbiseye alındırış etmeden bir koala gibi ağacı kavrayarak yaklaşık 3 metre yükseklikte ki eriklere ulaşmıştı. Tırmanma hakkı olarak kendisine iki Kübra ve Nur’a birer erik pay etmişti. Ağacın tepesinde büyük bir keyifle kendi payını yedikten sonra aşağı inmek için 2,5 metre yükseklikteki daldan sallanarak aşağı atlamayı planladı. Kendisini daldan salladığında bir çatırtı sesi geldi. Büşra anlık refleksle sarıldı o erik ağacına, ardından itfaiye direğinden kayar gibi kaydı aşağıya yer çekimine yenik düşerek. 

Büşra’nın kolları, bacaklarının arası kan revan içinde kaldı.

Büşra yorgun, Büşra yaralı, Büşra pişman…

Siz hiç, bir şey çaldınız mı?

Ben çaldım!

İşte o gün, daha on iki yaşında başkasına ait bir şeyi rızası olmadan aldığımda insandan nasıl kat be kat fazlası ile çıktığını öğrendim.

Siz hiç, bir caminin minaresinde kilitli kaldınız mı?

Ben kaldım!

O da başka masalda…


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Büşra Çivicioğlu

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF