Siyasetin Kıskacında Tarih: Kemalizm vs. Hamidizm

1 dk


Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kemalizm ve onun prensipleri üzerine kurulmuştur. Kemalizm devlet ideolojisi olarak tanımlanır ancak hiçbir zaman diğer ideolojiler gibi tutarlı bir program ve düşünce yapısına sahip olamamıştır. Esnek bir yapıdadır ve birbirinden farklı dünya görüşlerine sahip insanlar da kendilerini Kemalist olarak tanımlayabilirler.  

Ancak bu ideolojik tartışmaların ötesinde, Kemalizm, Atatürk’ü taparcasına sevip ona saygı duymak ve onun ilkelerini takip etmek olarak anlaşılmaktadır. Bu ilkelerden milliyetçilik (sivil bir özellik taşıyan Türk milliyetçiliği, Ne Mutlu Türk'üm Diyene!) ve laiklik (din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması şeklinde değil, dinin bütün simgeleriyle birlikte kamu hayatından çekilmesi ve devletin din ve kurumları üzerinde tam kontrolü) özellikle önemlidir.

Türkiye Cumuriyeti'nin kurulmasıyla, Mustafa Kemal Atatürk, Kemalizmin katı laikliğini ve milliyetçiliğini tepeden inme reformlarla halka empoze etmeye başlamıştır (medya, ordu ve okullar yoluyla). Bu çerçevede, tarih de yenilenen siyasi yapı göz önüne alınarak tekrar yazılmıştır. Türkiye modernleşmesi ve cumhuriyetiyle, Osmanlı arasındaki bağ koparılmış ve bütün kazanımlar Mustafa Kemal’e mal edilmiştir. O, artık Türk Milleti’nin babası, öğretmeni ve kurtarıcısıdır... Uzun yıllar boyunca, onun herhangi bir politikasını eleştirmek geri kafalı, irticacı ve vatan haini olmak demekti. 

Bu durum, Kemalist rejimin ötekileştirdiği gruplardan biri olan muhafazakarların ülke yönetimini ele geçirmesine kadar devam etti. Daha sonrasında ise Kemalizmle gecikmiş bir  hesaplaşma başladı (Ayasofya’nın camiye çevrilmesi de buna bir örnektir). Ancak bu hesaplaşma, görmüş olduğumuz gibi, ne adil ne de yerinde bir hesaplaşma. Politik yapının değişmesini fırsat bilen muhafazakarlar ya Atatürk'ün, Türkiye'nin modern bir ülke olmasındaki katkısını hiçe saymaya çalışıyor ya da mesnetsiz iddialarla onun kişiliğine saldırıda bulunuyorlar. Bunlarla da yetinmeyerek,  onun yerine bir başka "sorgulanamaz" ilahvari kahraman figürü koymaya çalışıyorlar. Tabii ki, bu kişi  son dönem Osmanlı padişahı II. Abdülhamid’den başkası değil.  

Söz konusu kesimin, II. Abdülhamid'i keşfetmesi Necip Fazıl Kısakürek'e kadar uzanır. Ünlü şair, "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamaktır," der. Bu, bu kadar basit görünür şaire. AKP yönetimi ve şairin düşünce yapısından oldukça etkilenen Recep Tayyip Erdoğan da padişahı ön plana çıkarmak için elinden geleni yapmaktadır. Bunun en çarpıcı örneği TRT 1’ de yayınlanan Payitaht Abdülhamid dizisidir. Bu dizide, padişah asla hata yapmayan insanüstü bir zeka ve irade sahibi, neredeyse  ilahi bir figür olarak yansıtılmıştır. O ne yaparsa Müslümanların ve Osmanlı’nın iyiliği için yapmaktadır. Ve tabii ki ona muhalif olan bütün çevreler dış mihrakların oyuncağı olmuş vatan hainleridir. Tarih, "gerektiği gibi" yeniden kaleme alınmış ve artık her şey değişmişti. Cehapelilerin kahramanı vardıysa, artık onların da vardı ve hatta onların kahramanı Cehapelilerinkini döverdi. 

Görüyoruz ki, iki tarihsel figür de- son dönem Osmanlı padişahı II. Abdülhamid ve Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk-  politik bir bakış açısıyla değerlendirilmektedir. Oysa ki tarih, bağımsız, soğuk kanlı, fanatizmden ve politikadan uzak ele alınmalıdır. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye demokrasisi ve cumhuriyeti için çok önemli  katkıları olan büyük bir liderdir. Ancak onu sorgulamaktan kaçınmak ve taparcasına sevmek vatanseverlik değildir. Saygılı ve demokratik bir biçimde, Kemalist rejimin diktatoryal yapısını, Türk milliyetçiliğini ve bunların  ötekileştirilmiş kitleler (çoğunlukla Kürtler ve muhafazakarlar) üzerindeki etkilerini tartışabiliyor olmalıyız.

Aynı şekilde,  Türkiye tarihi de modernleşmesi de  Osmanlı olmadan düşünülemez. III. Selim’den (tabii ki II. Abdülhamid de dahil) bu yana son dönem Osmanlı padişahlarının Türkiye modernleşmesine katkıları büyüktür. Ancak onlar da hatasız tanrılar değildi. II. Abdülhamid baskıcı ve  otoriter bir rejim kurmuştu. Baskı altında tuttuğu kesim ise sadece vatan haini oldukları için değil, Abdülhamid’in imparatorluğun çöküşüne engel olamadığını düşündükleri için ona muhalifti. Bu kesimde, İslamcılar da dahil (Mehmet Akif Ersoy da) olmak üzere pek çok farklı siyasi görüşten aydın vardı. Hepsi devleti kurtarmak için en doğru olanın kendi planı olduğuna inanıyordu.

Tarih gibi günümüz toplumunu bu kadar etkisi altında bırakan bir disiplinin, bilimsellikten uzak bir biçimde politikanın oyuncağı olduğunu görmek çok üzücü. Ama sanırım bu fanatizm, takım tutar gibi padişah, politik lider tutmak ve tarihi siyasete alet etmek daha devam edecek ülkemizde. Umarım bir gün tarihimizi objektif ve demokratik bir biçimde ele alabileceğimiz, vatan haini ilan edilmeden kendi fikirlerimizi söyleyebileceğimiz bir ülkeye dönüşebiliriz...


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Cemile Atlı<span class="bp-verified-badge"></span>

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF