SİS

"Mesela tereyağlı ve sütlü irmik helvasının olduğu bu düzlemde, insan neden ölümsüzlüğü ister?"16 dakika


SİS

“Mesela tereyağlı ve sütlü irmik helvasının olduğu bu düzlemde, insan neden ölümsüzlüğü ister?”


‘Tam Ortasında – #555kelimelikhikayeler’ adlı yazım için tıklayın…

Diğer ‘Edebiyat‘ içeriklerine ulaşmak için tıklayın…


“Metrodan kafasını çıkardığında, görüş mesafesinin sıfır olduğu bir sis ile karşılaşmıştı.” 

Kalemini ağzına götürüp bir müddet bekledi. Yine çok seri bir giriş yaptığının farkındaydı. Bir süredir yazamamaktan şikayetçiydi ve hızlı girişler yaptığı müddetçe yazamayacağının farkındaydı. 

“Sisli havaları hiçbir zaman sevmemişti. Çünkü bu basıklık onu korkutuyordu.” 

Son cümlesini yazdı. Sonra sildi. Sonra tekrar aynısını yazdı. Tekrara bindiğini düşündü. Basit cümleleri ona acı veriyordu. Sonra gözlerini kıstı ve halihazırda şarkı dinlemediğini fark etti. Keza o da biliyordu. Şarkı dinlemeden yazılan yazılar, dans edilmeden yapılan devrimlere benzer.

Hemencecik bir şarkı açtı. Öyle alelade bir listenin, sıradan bir şarkısını seçti ve devam etti. 

“Tahmin edilmeyen gidişlerin bilinmez hisleri sarmıştı başını. Sis, hiç olmadığı kadar ağırdı.” 

Karmaşık bir cümle kurduğunu düşündü. Ya da karmaşık cümleler. Virgülden sonrasını umursamayan bir yazardı. 

“Fakat alışagelmişin dışında bir durum vardı. Sise alışmaya başlamıştı. Rastgele bir adım attı. Yönü bilmiyor ve o an umursamıyordu.” 

B*ktan girişini silmeyi kıyamamıştı. Ona göre yazılan hiçbir kelime tam olarak silinmez. Silgi geçer üstünden ya da bilgisayarın herhangi bir geri tuşunda kaybolur. Silinir gibi olur ama tam olarak silinmez. 

Çünkü yazılanlar, yazıldığı ana aittir. Gerçeklikte var olan birçok şey gibi. Ustaca bir kurgu öncesi sarf edilen her silinmiş gibi, o kurgunun tecrübe parçalarıdır. Kimine göre ise ne olursa olsun orda kalması gereken bir detaydır. 

Belki de kıskanç bir yazardır ve ona ait olduğunu düşündüğü hiçbir şeyi kaybetmek istemiyordur. Bilinmez bir parmak darbesi ile kalemi kavradı. 

“Her gün sarf ettiği yollar şuan farklıydı. Sanki biraz adalet gelmişti. Koca şehir bütünüyle aynı gibiydi. Mesela yağmur için adaletlidir derler. Tüm şehre yağar. Ancak bilmezler ki şemsiyesi olan ıslanmaz. Yağmur da kapitalisttir. Ya da adına ne diyorsanız… Ama sis öyle değil. Gözlerini kapayınca tüm renkler aynıdır. Ve sis, gerçekliğin gözlerini kapaması gibidir. Her yer beyaz. Her yer eşit mesafede.”

Tam burada giriş kısmı yaptığını düşünüyordu. Sonra vazgeçti. Bir süredir girizgah yapmak için kendini yormuyordu. Ona göre yazmak rahatlatıcı bir eylemdi. Saygısı vardı elbet. Hatta birçok şeye nazaran, yazmaya daha fazla saygısı vardı. Belli bir kaygısının olmaması ise saygısızlık değil, bir hayat duruşuydu. 

“Birkaç serseri adımın ardından durdu. Nasılsa kimse beni görmüyor kafasının hoşuna gittiğini fark etti. Şöyle bir öksürdü. Bir kere daha öksürdü. Yüksek sesli bir öksürük olacaktı ki boğazı acıdı. Ama o buna takılmadan bağırmaya başladı.

‘Hey! Doğuya gelin gidip ağırlığınca altın kazanma fırsatı yakalayan çıtır hatunlar. Nasılsınız? Afiyette misiniz?’

Duraksadı ve karşılık almadığını görünce devam etti. 

‘Hadi koca gün satış yapalım. Tüm özel günlerde duyar kasan patronlar… Size diyorum. Hadi koca gün satış yapın ve eksik fatura kesin. Vergi kaçırma konusunda birbiriyle yarışan kalantor patronlarımız! Hey gidi şişko keltoşlar. Dükkanın önüne cumaya gittim geleceğim yazın ama işçinizin sigortasını eksik yatırın. Bravo… Hepinizi en içten dileklerimle kutluyorum. Malum bu kadar yanardöner olmak her babayiğidin harcı değil!’

Kaldırımın bittiği yeri görünce dönmesi gerektiğini anladı ve adımlarını sola devirdi. Az önce bitirdiği sokakta, birtakım mırıldanmalar başlamıştı. Ancak buna aldırmadı. Sola döndü ya da ona göre herhangi bir yöndü. Devam etti ve:

‘Günaydın kabarık saçlarıyla işe gelenler. Günaydın kaçak sigara içip, karton bardaktan çayını yudumlayanlar. Günaydın aybaşını iple çeken emekçi kardeşlerim. Şehrin yükünü sırtlayan herkese muhteşem bir günaydın… Ben kim miyim? Ne iyi bir insanım. Ne iyi bir vatandaşım. Ne iyi bir dindarım. Ne iyi bir Atatürkçü’yüm. Ne de içinde iyi olan herhangi bir sıfatım. Ben kim miyim? Sürekli içinde bulunduğu durumdan şikayetçi ve asla bu durumu düzeltmek için elini taşın altına sokmayan sıradan biriyim. Haa! Ben kim miyim? Ben senim. Senin sis içinde kalmış sesinim. Söylemek istediğin bir cümleyim. Ben tahin-pekmezdeki ideal tahin miktarıyım. Ben kaliteli bir şarkının nakaratıyım. Damacananın dibinde kalan suyum. Ben aç bir sokak kedisiyim. Ben var ya ben kemiğe dayanan bıçağım. Müstehcen sitede izlediğin en sert pornoyum. Ben hayatım. Hayatın kendisiyim. Ve artık bağırmak istiyorum. Biraz daha bağırmak istiyorum. Neden biliyor musun? Sadece biraz susabilmek için.”

Konuşmasını bitirdi ve bir kere sola döndü. Sonra sisin içinden başka bir ses belirdi. 

‘Sisim içinde özgürüm! Sisin içinde maskeye ihtiyacım yok’!

Gülümsedi. İçini birazcık da olsa dökmenin, sisin içinde kusmanın verdiği hisle gülümsedi. Sonra sisin içinden bağıran sesler arttı. O ise bir sol daha yaptı. Sesleri dinlerken bir sol daha… Sis yavaşça kalkıyordu. Eş zamanlı olarak sesler de öyle… Sonra güneşin doğduğu yerde beliren ışıklara baktı. Bir iki dakika sadece bekledi ve sis ortadan kalktığında kafasını kaldırdı. Başladığı metro çıkışına geri gelmişti. Her gün sarf ettiği adaletsiz yollardan devam ederek, işinin yolunu tuttu.”

Sonra? Diye tekrarlardı yazar. Sonra ne oldu? 

Sisin içinde belki bir devrim yapacaktı. Hem ona katılanlar oldu. Olmadı mı? Oldu… Neden sis kalkınca her şey başladığı yere geri döndü? 

Girizgah yapmayan yazarın, herhangi bir sona da ihtiyacı yoktu. Çünkü yazar biliyordu. Birbirini takip eden mevzular peşin sıra devamlılık gösterse bile, hayat doğrusal değildir. İlle bir yerde tökezler ve sıfırdan başlamak için hiçbir yaş geç değildir. 

İçinde birden fazla soru barındırır? Mesela tereyağlı ve sütlü irmik helvasının olduğu bu düzlemde, insan neden ölümsüzlüğü ister? Zaten ölümsüzlük dediğin, diğer herkesin ölmesini istemek değil midir? 

Sorulmayan ne kadar çok soru var? Sisin altındayken sorabiliyorsun. Peki ya sise gerçekten gerek var mı? 


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

Melih Yüksel<span class="bp-verified-badge"></span>

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Format Seç
Kişilik Testi
Kişilik hakkında bir şeyler ortaya çıkarmayı amaçlayan bir dizi soru
Bilgi Yarışması
Bilgiyi kontrol etmeyi amaçlayan doğru ve yanlış cevapları olan bir dizi soru
Genel İçerik
Embed'ler ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Embed içerileri
Ses
Soundcloud ve Mixcloud Embed'leri
Görsel
Fotoğraf veya GIF