Sessizliğin Yaşamı

36 dk


Sessizliğin Yaşamı


Sanat Şiddeti Yenebilir Mi?’ adlı yazım için tıklayın.

Diğer ‘Edebiyat‘ içeriklerine ulaşmak için tıklayın.


El kadar deriz ya tam tabirine uygun bir bebek geldi dünyaya, bir kız bebek. İçine doğduğu ev ve dünya tam bir kaos içindeydi. Kim bilir bundandır belki de doğduğu andan itibaren ağlamadı neredeyse sesi çıkmadı. Bir oyuncak bebek gibi köşesinde büyümeye başladı. Günlük rutin işleri halledildi ve kendi haline bırakıldı. O da öylece büyümeye başladı. Doğduğu evin çaresizliği, geçim derdi; evdeki kalabalık nüfus sayısı onun iyice gözden kaybolmasına sebep oldu. Bedenen var olan ama ruhen orada hiç olmayacak birini yetiştirmeye başladılar.  Bu düzen günün birinde bozuldu. Bu ufak kızın en büyük halasının kızı üniversiteden mezun olmuştu ve öğretmen olarak atandı. Bu minik bebeğin annesi ve babası çalıştığı için ufak kızımıza yani Aley’e büyük annesi bakıyordu. Aley’in sorumluluğunu, bakımını, her şeyi büyükannesi üstleniyordu. Aley’in kuzeni öğretmen olarak İstanbul’a atanınca büyükannesi, Aley ve kuzeni (Özel) hep birlikte oraya gittiler. Olaylardan habersiz küçücük bir bebekti daha Aley. Kim bilirdi ki onun bir gün buraya aşık olacağını. Oraya ilk gittiğinde 6 aylık olan Aley tam 7 yıl hayatını devam ettirecekti İstanbul’da. Onun orada büyümesi bütün yaşamanı etkileyecekti ve devamında neler gelişecekti. Anneden ayrı geçirdiği günler haftaları, haftalar ise ayları aldı ve Aley annesini hiç görmeden 3 sene geçirdi. Kuzenine anne diyerek aslında her bebeğin içinde olan anne özlemini, ihtiyacını baskılamaya çalışıyordu. Ne kadar bu durum göz ardı edilse de geriye dönüp bakıldığında bir çok travmanın başlangıcı olacağından bir haberdi herkes. 

Aley 6 aylıktan sonra anne ve babasını ilk gördüğünde 2 yaşındaydı. O da bir mucize olsa gerek ki abisinin sünnet töreni için büyük annesi ile birlikte memleketine geri döndüğünde ilk tanışmasını gerçekleştirdi. Her iki taraf için zor olan kısım başlıyordu. Anne ve babanın içinde biriken evlat hasreti vardı. Aley ise hiç tanımadığı insanları bunlar senin annen ve baban diyerek tanıtılınca çokça afalladı. Korkuyordu ve kaçıyordu. Çünkü bilmiyordu onları gözünü açtığında gördüğü bir büyük annesi bir de kuzeni vardı. İstanbul gibi büyük bir şehrin içinde Beyoğlu semtinde geçirilen 3 kişilik bir yaşamdı onların ki. Kimseyi suçlayamazdık bu durumda fakat bir bebeğin yanı her zaman ailesinin, annesinin, babasının yanıdır. Onlardan uzakta ne kadar üst seviye, lüks bir yaşam olsa da hiç bir şey onların yanında büyümenin hazzını vermeyecektir.  Her zaman ilk eğitim ailede başlar ve bunu çocuğun birebir anneden, babadan öğrenmesi onun fiziksel ve mental sağlığı olarak daha iyi olacaktır. 

3 sene sonra yeni insanlar gören, yeni ortam edinen Aley bir hayli şaşkındı. O kimseyi bilmediği gibi çoğu kişi de onu bilmiyordu. Ne acı! Yokluk içinde bir yaşam. Birinci dereceden saydığınız insanların sizin varlığınızdan bir haber olmaları ne kadar can yakıcı. Zaten anne-baba sevgisinden, merhametinden yoksun büyüyen bir çocuğun çevreye karşı ne kadar sesi çıkabilirdi ki? Sessizliği, susmayı öğrendi o. Ondan başka bir yol bilmiyor ki nasıl kabul ettirsin kendini çevreye. Verilen ile yetinmeyi, isteyememeyi, susmayı bilir o. Kimseye rahatsızlık vermeden yaşam sürmeyi öğrendi. Ve bu öğrendikleri ruhunda derin yaralara sebep olacaktı. Büyüdükçe anlayacaktı bunu fakat sarsıntıları şimdiden başlamıştı. Kısa süreli aile ziyareti yerini yine Beyoğlu sokaklarına bırakmıştı. İstanbul’a döndüğündeki sevinç gözlerinden okunuyordu. Ait olduğu yere dönmek, bildiği yere dönmek; insana evindeymiş duygusunu hissettiren kısım budur aslında. Hepimiz bildiğimiz, alışık olduğumuz şeyleri yapmak isteriz. Belirsizlik, bilinmemezlik hep ürkütür bizi bu durum tıpkı Aley de olduğu gibi bütün insanlıkta mevcuttu. Rahat hissediyordu, korkmuyordu. O kalabalık onu ürkütmüyordu aksine mutlu ediyordu. Onun kökleri susmak üzerine kurulu olduğu için o kalabalık içinde bağıra bağıra susmayı öğrendi. Kendi içinde konuşuyor kimse ile iletişime geçmek istemiyordu. Çünkü aslında hepimiz yaşamımız boyunca bize öğretileni yapar, ona yakın olanı seçer ve onu yaşarız. 

Oranın tarihiyle, havasıyla harmanlanarak büyüdü. İyi eğitim aldı, 4 yaşına geldiğinde evdeki öğretmen olan kuzeni ve babaannesi tarafından okuma-yazma, toplama-çıkarma, çarpma-bölme gibi temel adımlar öğretilmeye başlandı. Tartışırken dahi konuşması gereken ses tonuna kadar öğretildi Aley’e. Öyle bir saygınlık içinde büyütüldü ki gün gelip artık İstanbul’dan ayrılma vakti geldiğinde mahvolmuştu. Çünkü oradan farklı bir dünyayı bilmiyordu.  7 yaşındaydı Manisa’ya döndüğünde, okula başlama zamanı da gelmişti üstelik fakat o zaten bu ilk adım işlemlerini zaten biliyordu. Okula başlamak için can atıyordu. Yeni bir çevre yeni bir deneyim olacaktı. Tek sorun o da herkesin kendi gibi okuma, yazma bildiğini sanıyordu. Sınıfında okuma, yazma bilen tek kişi oydu ve bu durum derslerde onun sıkılmasına neden oluyordu. Bu durumdan çok sıkılıyordu fakat okulun en dikkat çeken öğrencilerinden biri olmuştu ve ilk başarı adımlarını atmaya başlamıştı bile. Bu kadar başarı dolu bir çocuğun bir o kadar suskun olması etraftan dikkat çeken başka bir olguydu. Elbette bu kadar içine kapanmasının bir sebebi olacaktı, olmalıydı. 

Cıvıl cıvıl kız çocuğu olması gereken yerde suskun, içine kapanık bir kız çocuğu olarak büyümeye devam ediyordu. Peki neden kendi iç dünyasında yaşıyordu? Çünkü evde geçinmeyi bilmeyen aile fertleri yaşıyordu. Bir asi abi, kendini dünyanın merkezinde gören bir ergendi. Anne ise mutlu olmayı unutmuş, dışarıya çok iyi içeri ise neredeyse bir gangstere dönüşüyordu. Baba ise gerekmedikçe konuşmayan bir yapıya sahipti. Abisinin sürekli asi davranışları, evde olmayacak sebeplerden kavga çıkarmaya çalışması artık evdekilere bıkkınlık vermişti. Kimse uğraşmak istemediği için o sussun diye her istediği yapılıyor ve bu durumda Aley oldukça geri planda kalmaya devam ediyordu. Anne ise sürekli çıkan kavgadan dolayı oğlunun asiliğinden dolayı ona ses çıkaramadığı için evin diğer aile üyelerine sarmaya başlıyordu. Suçu olmadığı halde Aley’e karşı sert davranışları onun annesinden uzaklaşmasına sebep oluyordu. Sanki onu bir birey olarak görmüyordu ve o bir şeyler istediği zaman sanki yanlış yapıyormuş gibi sürekli azarlıyordu. Fakat abisi bir şey istediğinde hemen yerine getiriyordu ve bu durumda Aley’in içindeki kin ve öfke git gide bir çığ oluyordu. Konuşulmasına, istenmesine hiç izin verilmeyen fırsat verilmeyen Aley sessizliğin yaşamı olmuştu artık. Bu yaşta yaşadığı durumlar yüzünden ileride en ufak birinden sevgi görse hemen kendini açacak daha büyük ihanetlere uğrayacaktı. Başında bir anne varken annesizliği yaşamanın acısını hep o minicik yüreğinde taşıyacaktı. 

Okul hayatını başarılı şekilde tamamlayan Aley ilk kalp kırıklığını o zaman tattı. Masumca sadece telefondan mesajlaşarak okulundan biriyle ilişkiye başlamıştı ve sebepsiz yere aniden terk edilince bunu hiç bir zaman aşamayacağını, canının acısından öleceğini düşünüyordu. Neyse ki bu durumu çabuk atlattı; çünkü liseye yeni geçmişti ve çocuk sayılırdı. Asıl aşkın ne olduğu çok sonra öğrenecekti. Lisede istediği okula gidemedi için okula gitmekten bile vazgeçmek üzereydi. İlk hafta okula gitmedi, daha sonraları ise haftada bir, iki gün derken okuluna, sınıfına alışmaya başladı. Arkadaşlarını sevmeye başladıkça okulu da sevmeye başladı. Lisenin en başarılı öğrencisi olması onun bütün okulun önünde göz bebeği yapmıştı. Öğretmenlerin ilgi ve alakası çok fazlaydı. Bu durum biraz diğer öğrenciler tarafından kıskançlık krizlerine neden oluyordu. Ama yine de o kimseyi umursayan biri değildi en nihayetinde. Çünkü ailesinde huzursuzluk olan insanlar genelde çevreyi pek umursamazlar o da öyle yapıyordu. Kendi içindeki sesin gürültüsünden belki de dışarıyı duymuyordu. Aile olayları, anne sevgisini tam hissedememesi, ardı arkası kesilmeyen kalp kırıkları derken ne kadar toparlanmaya çalışsa da giderek yok olduğunu hissediyordu. İçinde bitmek bilmeyen yangın vardı fakat ağzını bıçak açmıyordu. Günden güne ölüyordu ve kimse görmüyordu, gören de umursamıyordu zaten. Yalnızlığa terk edilmiş bir bedendi. İç ve dış dünyada yalnızlığı yaşadığı için kendine sarılıyordu en büyük tek hedefi kendini hep bir basamak üste taşımak oldu. Güvendiği herkesten mutlaka bir darbe aldığı için kendi kendine yaşıyordu, kendi dünyasında benliğiyle bir rutin oluşturuyordu. Aslında çok güzel bir kızdı, o kadar güzeldi ki güzelliği gözlerine yansıyordu. Güldüğünde gözleri parlıyordu öyle içi dışı çok güzel bir kızdı ama içi buruk, kalbi kırıktı. Bunu kendisi bile tamir edemiyordu. Tam onardığım dediği yerden başka bir darbe geliyordu. Hayret edilesi bir durumdu fakat alışmıştı artık sesi dahi çıkmıyordu. Üzüntüye gülerek cevap vermeyi öğrenecek kadar olgunlaşmıştı. Bu olgunluk onun daha saygın birisini olmasını sağlıyordu aslında. Kendisiyle baş başa kalmaktan ötürü öyle duvarlar ördü ki ne o çıkabiliyordu dışarı ne de biri içeri girme şansı buluyor derken artık yas sınavına sayılı günler kala internet üzerinden biriyle tanıştı. Onunla konuşmak ona iyi gelmeye başlamıştı. Mutluydu gerçekten yüzü gülüyordu uzun zaman sonra. Sınava kadar her gün konuşmalar başladı, telefon aramaları derken olduğunu anlamadan kendini kaptırmıştı. Öyle iyi biriydi ki Aley’in yaralarını sardı tek tek. Onu iyileştirdi. Ördüğü duvarları yıkmayı öğretti. Aley’e sevmenin ve sevilmenin ne olduğunu hem gösterdi hem de hissettirdi ve aralarındaki 800 km’ye rağmen bunu çok iyi başarıyordu. Ruhu iyileşti artık. Ruhunun iyileştiği eline, yüzüne en çokta gözlerine yansıyordu. Çok mutluydu. Üniversite tercihlerini beraber yapmışlardı. Yine aralarına kilometreler girecekti ama Aley bunu hiç dert etmiyordu. Hep şunu dedi kendine o benim içimde, kalbimde o zaten hep benimle uzakta olmasını hiç sorun etmiyorum derken hiç beklemediği zaman diliminde bir anda terk edilmişti. O sırada Bodrum’da bir arkadaşının yazlığında tatildeydi ve neyin ne olduğunu algılayamadığı döneme girmişti. Çevresindekilere bir şey belli etmek istemiyordu ama içi yanıyordu. Tam iyileştiği dönemde yeniden çökmeye başlayacaktı ve kendisinin toparlanacağına asla inanmıyordu. Yemek yemiyordu, doğru düzgün uyumuyordu bile. Giderek çöken biri vardı 45 kiloya kadar düşmüş ve zayıflamaya devam ediyordu. Üzüntüsünden ne yese istifra ediyor ve artık bu da ona külfet geldiği için yemeyi de bırakmıştı. O gözleri parlayan, yıldız gibi farkedilen kız sönmüştü, solmuştu. 

Bir anda gittiği gibi bir anda gelip bir şekilde Aley’in gönlünü almıştı hikayenin sonu değişti sanmayın. Sonu aynıydı Aley onu her defasında affetti. O da her seferinde gidip geldi. Artık ayrılıklar dahi canını acıtmıyordu üstüne üstelik sıkılmıştı bu durumdan. Küçüklüğünden beri net olmayan şeylerden nefret ederdi yine aynısı olunca artık son noktayı kendisi koydu ve bu işi tamamen bitirdi. Bu sırada aktif bir üniversite hayatı geçiriyordu. Yine başarılarıyla anılmaya, konuşulmaya devam ediyordu. Bir süre yalnızlığı seçip kendini gelişime adamıştı ve bu en iyi yaptığı işti üstelik. Onun için kendini geliştirmek vazgeçilmez bir unsurdu severek ve zevk alarak yapıyordu bunu. Hem okuyor hem geziyor hemde yurt dışına çıkıp yeni deneyimler ediniyordu. Aileyle bağları hiç var olmamıştı zaten o yüzden bireysel yaşıyordu diyebiliriz. Kendi çapında, kendince bir şeyler yapıp, gelişmeye, açılmaya devam ediyordu. 

Ah Aley ah…

Bunca yoğunluğunun arasında kalbini yine birine kaptırmıştı. Ateşe yürümekten korkmuyordu ve diyordu ki canım daha ne kadar yanabilir. Oysa her gece ağlayacağından yine uyku uyuyamayacağından bir haber birine kapılıp gitmişti. 

Ama bu çocuk çok değişikti seviyor mu, sevmiyor mu ? 

Bir türlü anlaşılmıyordu. Çok büyük sözler verdi Aley’e ama hiç birini tutmadı, tutamayacaktı, çünkü onun kalıbında yoktu bu. Öyle bir birbirlerine benziyorlardı ki çevreden çoğu zaman siz kardeş misiniz gibi sorular alıyorlardı. Yüzlerinin aynı yerlerinde benleri vardı. Yüz biçimlerine kadar aşırı benziyorlardı. Başlarda çok iyi gidiyorlardı. Boş vakitleri çoktu çünkü Aley için yaz tatili zamanıydı. Çocuk ise okulunu bitirmişti zaten. Bunu değerlendirip Türkiye’nin dört bir yanını gezdiler aslında beraberken çok iyilerdi, iyi anlaşıyorlardı sorunları yok gibi duruyordu demek isterdim fakat eskilerimizin dediği gibi cicim ayları bitince olanlar olmaya başladı. Kavgalar çoğaldı, söylenmeyecek sözler söylendi ve gittikçe artan bir kalp kırıklığıyla kaldı Aley. İşin doğrusu Aley kavga etmeyi de bilmiyordu. Onu o kadar çok sevmişti ki yani seviyordu ki sürekli alttan alıyor aman kavga çıkmasın diye çoğu şeye sesini çıkarmıyordu, susuyordu. İçine bağırıyordu içine ağlıyordu ama karşı taraf bunu görmüyordu. Aley böyle alttan aldıkça o kızın tepesine çıkmaya başlamıştı. Artık yorulduğunu hissediyor ondan ayrılmak istiyordu da gel gelelim sevgisi buna engel oluyordu. Aley sevginin her şeyi çözebileceğine inanıyordu. Çocuk ise tam tersini düşünüyordu. Aley ne kadar duygusal yaklaşırsa olaya çocuk bir o kadar mantık çerçevesinde yaklaşıyordu ve bu da aralarında bir uyumsuzluğa neden oluyordu. Eski tadı kalmamıştı aradan geçen 4 yıl da bir şeyleri çok çabuk tüketmişlerdi ve sanırım artık çocuğun sevgisi bitmişti ve türlü bahaneleri vardı gerçi onun bahaneleri hiç bitmiyordu. Yürüyen negatiflik deposuydu zaten. Başına 99 tane iyi şey gelsin onları görmezdi. Başına gelen 1 kötü olayı düşünür durur. Çevresinin de gerilmesine neden olurdu. Kendi içsel huzuru olmayan kızın üstüne bir de böyle olaylar yüklenince artık kaldıramıyordu. Ayrılığa hazırlıyordu kendisini ama yine yapamadı lanet olsun ki çok seviyordu. Yine tam da aynı yerinden bu kez daha sert, kötü kırılacaktı. Beklemediği an da pat diye yüzüstü bırakıldı. Ve arkasına bile dönmeden çekti gitti. O boşluğa, karanlığa, yalnızlığa bıraktı Aley’i ve hiçbir şey olmamış gibi sanki 4 yıl dememiş gibi bir kalemde sildi ve gitti. 

Artık güvenemiyor, sevemiyor, yemek yiyemiyor ve uyuyamıyordu. Şah eserinizle gurur duymanızı öneriyorum. Gözünüzün önünde her gün böyle milyonlarca insan ölüyor ve görmüyorsunuz. Körsünüz sadece kendiniz için, kendi çıkarlarınız için yaşıyorsunuz. 


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Meltem Germen<span class="bp-verified-badge"></span>

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF