Savaşa Karşı Yükselen ‘Anne’ Sesi: INCENDIES

Aiskhylos: "Savaşın ilk şehidi akıl, vicdan ve hakikattir." 1 dakika


Kibele’den Bugüne: 'Annelik'

Annelik, Kibele’den Rhea Tanrıçası’na kadar insanlığın kişi, zaman, statü-mevki, medeniyet ve inanç farketmeksizin evvelden beri sığındığı kucaktır. Baharı, güzelliği, mevsimleri, bereketi, aşkı, zaferi, inancı, vefayı ve umudu arayan insanlığın yüzünü çevirdiği aydınlıktır. 

Anna Jarwis de bu aydınlığa yüzünü çevirmek isteyenlerden yalnızca biri. Hem tüm anneleri onurlandıracak hem de kendi annesinin adını ve hatırasını canlı tutacak özel bir gün olması için Amerika’da yoğun bir çalışma başlatmış ve nihayet 1908’de anneler günü kiliselerden, tüm eyaletlerdeki mağazalara ve toplantı salonlarına kadar etkinlikler eşliğinde kutlanmaya başlanmıştı. 

Ancak Anna Jarwis, zamanla bu özel günle ilişkilendirilen ticari hırsları, özellikle de çiçek firmaları tarafından suistimalin farkına vardı. Kapı kapı gezerek insanları çiçek almamaları konusunda ikna etmeye çalıştı. Özel bir gün kılabilmek için büyük emek verdiği anneler gününün bu sefer kaldırılması için mücadele etmeye başladı. Bu zorlu süreçte akli dengesini yitirdi ve son günlerini bir akıl hastanesinde geçirerek hayata gözlerini yumdu. 

Bugün daha çok çiçekler, promosyonlar ve hediyelerle anılan anneler gününün özüne sadık kalarak savaşın her türlü vahşetinin, yıkımının ve acımasızlığının arasında sıkışıp kalan annelerin beyazperdede yükselttiği sesleri dinlemeye davet ediyorum. 

Savaş ve yıkımı anlatan filmlerin şüphesiz en çarpıcı örneklerden biri; 2010 yılında Denis Villeneuve yönetmenliğinde beyaz perdeye taşınan, birçok kategoride ödül toplayan ve 83. Oscar adayı Incendies olacaktır. 


Ama Öncelikle...

Tezgâh başından pencere kenarına kadar her alanda hayat mücadelesi veren, şiddete uğrayan ve çocuklarının gözü önünde katledilen, biyolojik bağını sorgulamadan yalnızca sevgisi ile bir çocuğu bağrına basan, hastane koridorlarında nöbet tutan ve evlatlarını kaybeden tüm güzel annelerin, günü kutlu olsun.

Filme Sığmayan Ateş: 'Savaş'

Türkçe’ye “İçimdeki Yangın” olarak çevrilen Kanada yapımı Incendies filminin kalbinde, Arap ve Hristiyan olan Nawal Merwan vardır. Köyünde “Günahkâr”, zindanda “Şarkı Söyleyen Kadın” olarak bilinir. Genç yaşta memleketi Lübnan’da Müslüman bir gence aşkı ile başlayan ağır hikâyesi Kanada’da bir hastane odasında ölümünden sonra çocukları tarafından sırtlanır.

Sekreter olarak yanında çalıştığı Noter Jean Lebel tarafından Nawal'ın vasiyeti Jeanne ve Simon isimli ikizlerine okunur. Nawal vasiyetinde Jeanne’den babasına, Simon’a ise abisine bir mektup ulaştırmasını istemektedir. Böylelikle ikizler hem öldüğünü sandıkları babalarının hayatta olduğunu hem de bir abilerinin olduğunu öğrenirler. Vasiyetinde en çarpıcı kısmı ise:

"Beni tabutsuz ve çıplak olarak yüzükoyun dünyadan uzak bir yerde duasız olarak gömün. Ne bir mezar taşı ne de ismimin bir yerlerde yazmasını istiyorum. Sözlerini tutmayanlar için mezar taşı yazısına gerek yoktur."

Vasiyet, ancak ikizlere verilen mektupların yerlerine ulaşması hâlinde sözün tutulmuş olacağı ve işte o zaman mezarına bir taş koyulup adının yazılabileceği şeklinde son bulur. 

Incendies, 1970’te başlayan Hristiyan ve Müslüman grupların gerginliğinin 1975’te iç savaşa dönüştüğü Lübnan’dan günümüze uzanan geniş bir zaman yelpazesine sahip. Bu uzun zaman dilimi filmde “günümüz-flashback” şeklinde bölümlere ayrılarak izleyiciye kolaylık sağlanıyor. Film boyunca hem Nawal’in aşkı, oğlu ve intikamı için çıktığı yollarda ona yol arkadaşı oluyoruz hem de çocuklarının hakikati arayışına şahit oluyoruz. 

Film daha ilk sahnesinden itibaren savaşın, umudun ve bitmez tükenmez bir arayışın ortasında bırakıyor bizleri. Bombalanan şehirler, öldürülen çocuklar ve tecavüz edilen kadınların hikâyesi boğazımıza düğümleniyor âdeta. Kamyonet kasalarının arkasında göç eden insanlara Nawal ile birlikte bakıyoruz. Hâlâ üzerinde duman tüten binalara varıp taş yığınlarına Nawal ile birlikte sarılıyoruz. 

"1+1=1"

Üç beş adımlık koğuşunda yıllarca uğradığı şiddet ve işkencelere şarkı söyleyerek karşılık veren Nawal’in sesi gerçeği abartmadan ya da hafifletmeden, rahatsız ederek yüzümüze vuruyor. Ve “İşte savaş böyle bir şey!” diyor. 

Kelimelerin taşıyamadığı gerçeğin yükünü anlatmak sayılara düştüğünde ise, yani filmin finalinde, "1+1=1" denklemi ile karşı karşıya kalarak sarsılıyoruz. 

Ve bir kez daha emin oluyoruz ki, savaş tam olarak da böyle bir şey.

"You and Whose Army?"

Incendies filmi gözlerini kurak bir arazide açıyor. Filmin 'Merhaba'sına Radiohead eşlik ediyor ve “You and Whose Army?” diye soruyor. Yavaş yavaş camları kırık, yıkık dökük bir binanın mavi ve beyaz duvarları arasında buluyoruz kendimizi. Yüzlerinde kan ve kirin bir arada bulunduğu yalın ayaklı çocuklar saç tıraşı için sıralarını bekliyor. Çocukların kesilen saçları, milislerin kara postallarının üstüne ve yerlere düşüyor. İçlerinden biri öfkeyle bize bakıyor. 

İşte o müthiş sahne...

Savaşın Külleri

1991’e kadar devam eden Lübnan İç Savaşı'nın ardından geriye yerle bir olmuş bir Beyrut ve savaşın unutulmaması için bugün bile onarılmayan binalar kalmıştır. 

Ve elbette kadınların sesi...

*1975'ten savaşın sona erdiği 1990 yılına kadar Lübnan'da yaklaşık olarak 150.000 - 230.000 insan hayatını kaybetmiştir.

BONUS: Bir başka kadının sesini duymak isteyenler için; Fairouz - Le Beirut


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

Cemre Kıral<span class="bp-verified-badge"></span>

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Format Seç
Kişilik Testi
Kişilik hakkında bir şeyler ortaya çıkarmayı amaçlayan bir dizi soru
Bilgi Yarışması
Bilgiyi kontrol etmeyi amaçlayan doğru ve yanlış cevapları olan bir dizi soru
Genel İçerik
Embed'ler ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Embed içerileri
Ses
Soundcloud ve Mixcloud Embed'leri
Görsel
Fotoğraf veya GIF