OL-MAK

6 dk


“İnsanlar ya yalnızca bir tarzda ya da öteki tarzda düşünmeye ve bunu yaparken öteki tarza ait olan şeyi yanlış anlamaya ya da küçümsemeye eğilimlidirler. Fakat hiç kimse kendi gördüğü gerçekten vazgeçmeye niyetli değil ve bildiğim kadarıyla kimse bu iki gerçeği ya da tarzı gerçekten birbiriyle uzlaştırarak yaşamıyor.” (Robert M. Pirsig, Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı)

Modern zamanın en büyük reklam propagandası “Farkındalık”. Propaganda diyorum çünkü kimse idrakten bahsetmiyor. Oysa herkes her şeyin farkında olabilir. Peki ya idrakinde? Tüm yeni dünya öğretileri gibi istenildiği oranda halka sunulan eksiltilmiş bilgilerden biri daha. Bu alıntı da yine “farkında” olduklarımızdan.

Varlığını bildiğimiz ama görüş alanında olmadığından dokunamadığımız parmaklıkların ardında üzerimize oynanan bir kumardan bahsedelim. “En” olmak. En zengin olmak, en başarılı olmak, en iyi olmak… Bazen insanın üzerinden bu sıfatları çıkarırız. Geriye ne kalır? Olmak. “En” olma yolunda kaybolanları görürüz. Oldurmaya çalışırken yok olanları görürüz. Oysa biz buraya var olmaya, insan olmaya gelmiştik. Her gün aynı sloganları atan kitleleri dinliyoruz. “Kendini sev, kendine güven, kendin ol.” Sonra kendini sevdiği için nefret uyandıran bir kadını görüyoruz. Sonra özgüveni ile elde ettiği başarısı şans diye geçiştirilmiş bir adamı görüyoruz. Kendi olduğu için yargılanan bir çocuğu görüyoruz. Ben buna dünya bağırıyor diyorum. Dünya ikiyüzlülüğü haykırıyor. Cahil sanılan bilgeleri, kendini entelektüel sanan cahilleri haykırıyor. 

Kim öğretti bize birbirimizden bu denli korkmayı? Irklardan, cinsiyetlerden, fikirlerden… Oysa biz özgürlük çağının çocukları değil miydik? Her sabah savaştığımız ama asla kim olduğunu bilmediğimiz “kötüler” var. Sahi kim bu kötüler? Hani şu mendil satan çocuğa burun kıvırıp, akşam evinde misafirlerine mükellef sofralar kuranlar mı? Yoksa şu komşusuna pasta götürüp, bir başka komşusuna “Ne pis kadın yahu!” diyenler mi? Hani şu iş yerinde kibarlığına gıpta edilen ama eşine şiddet uygulayanlar mı? Kim bu kötüler? Sen mi? Yoksa ben mi? Yok canım onlar işte. Hayvanları besliyoruz biz, kadın haklarını savunuyoruz, kitap okuyoruz (hele buna bayılırsınız), üç dil biliyoruz, dindarız, ahlaklıyız oyuz buyuz. Zaten bu kadarıyla da yetiniyoruz.

Sanırım biz saygı duyulan olmak istiyoruz saygı duymak değil. Kafamıza eseni yapmak istiyoruz, özgür olmak değil. Daha kaç kavramın içi boşaltılır daha kaç “öteki” dışlanır daha kaç sözde savaş kazanılır bilmiyoruz. Belki de mesele insanın doğrusuna değil “insan olmasına” inanmaktır.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Bera Gür

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF