Oğuz Atay’ın Hayatı ve Oğuz Atay’ı Anlamak

Değeri öldükten sonra anlaşılan yazarlarımızdan...39 dk


Oğuz Atay’ın Hayatı ve Oğuz Atay’ı Anlamak

Değeri öldükten sonra anlaşılan yazarlarımızdan…


‘Bir Çığlık Olsaydım’ adlı yazım için tıklayın.

Diğer ‘Edebiyat‘ içeriklerine ulaşmak için tıklayın.


“Beni hemen anlamalısın. Çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz. Yaşarken anlaşılmaya mecburum.”      -Tehlikeli Oyunlar-

Demişti ama yaşarken kimse anlamadı onu. Kitapları bile yaşadığı dönemde ikinci baskıyı göremedi, birçok yayıncı yazdıklarını basmak istemedi. Değeri çok sonradan bilinen yazarlarımızdan biridir Oğuz Atay.

“Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok.” -Tutunamayanlar-

Kısaca hayatına değinecek olursak Oğuz Atay, 12 Ekim 1934 yılında Kastamonu İnebolu’da dünyaya geldi. Babası Sinop ve Kastamonu’da milletvekilliği yapmış, hukukçu Cemil Atay’dır. İlkokul öğretmeni annesi Muazzez Atay ve bir de kız kardeşi Okşan vardır. Babası, Oğuz Atay’ın kardeşi Okşan ile daha fazla ilgilenir. Hatta Oğuz Atay ‘Babama Mektup’ta “Duygularımın romantik bölümünü, sen kızacaksın ama, annemden tevarüs ettim” demiştir.

“Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim” dedi. Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: “Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda…” -Tutunamayanlar-

İlk ve ortaokulu Ankara’da okuyan Atay, 1951 yılında liseyi bitirip İTÜ sınavlarına girer ve inşaat fakültesini kazanır. Aile de onunla birlikte İstanbul’a taşınır. Derslere ilgisiz olan Atay üniversite döneminde Hegel, Marx ve Lenin’in kitaplarıyla tanışır. Yakınlaşmasına neden olanlardan birisi de arkadaşı Turhan Tükel’dir. Üniversitede derslerle ilgili sorunlarını anlattığı tek kişi hocası Mustafa İnan’dır. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi mezunudur. 1957 yılında askere alınan Atay, bu dönemde Cevat Çapan ve onun aracılığıyla Vüsat O.Bener ile tanışır. Vüsat O.Bener dönemi anlatırken “Benimle ilişkisi ‘aman ne dost ne insan adam’ bazında değildi. Çarpışacağı, tartışacağı bir adam olarak ilgisini çekmiştim” der. Bu dönemde sosyalist çevrenin çıkardığı “Pazar Postası” dergisine dahil olur. Çapan, Atay’ın dergideki rolünü ‘her şeye koşturan bir libero’ olarak tanımlar. Kadıköy vapur iskelesi yapımında kontrol elemanı olarak çalışır. Oradan istifa ettikten sonra Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Bölümü’nde öğretim üyesi olur. 1975’te doçent olan Atay, “Topografya” adlı bir de mesleki kitap yazdı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayımlandı. 

”Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin. Durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. Bana kalırsa, bir “Kitapları Koruma Derneği” kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli…”                       -Tutunamayanlar-

Fikriye Fatma Gürbüz ile evlenir ve Özge adında bir çocukları da olur. İlk iki romanında ana kişileri eşlerinden ayıran Atay 6 yılın ardından Fikriye ile de ayrılır. Arkadaşı Uğur Ünel’in eski nişanlısı Sevin Seydi ile bir süre Beyoğlu’nda birlikte otururlar. Fakat Seydi 1970 yılında İngiltere’ye yerleşir ve zorunlu ayrılık yaşanır. Atay, iki kitabını da Sevin Seydi’ye adarken, Cevat Çapan “Sevin Seydi, Atay’ın tutkusuydu, en karanlık yönüydü.” ifadelerini kullanır. Daha sonrasında Atay, Yeni Ortam gazetesinde muhabir olan Pakize Kutlu ile 1972’de bir söyleşi sebebiyle tanışır, 1974 yılında evlenirler.

“Vazgeçiyorum; bütün insanlığın önünde eğilerek özür diliyorum: beni yanlışlıkla çıkardılar sahneye.” -Tutunamayanlar-

Oğuz Atay, Tutunamayanlar’ın 1971-72’de yayımlanmasından sonra, önemli bir tartışmanın odak noktası oldu. Bu romanıyla TRT Roman Ödülü’nü kazandı. Roman, Oğuz Atay’ın 20. ölüm yıldönümü olan 1997 yılında UNESCO tarafından 20. yüzyıl Türk edebiyatının en seçkin eseri olarak seçilmiştir.

 Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar, eleştirmen Berna Moran tarafından, “hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı” olarak nitelendirilmiştir.

 Yıldız Ecevit’e göre Selim karakteri Atay’ın çocukluk ve gençlik dönemiyle tamamen bağdaşmaktadır. Atay röportajda: “Selim öldü. Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşmadığını görüyorum. Neden yanaşsınlar? Bir arkadaşımın dediğine göre, ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum. Henüz bir karşılık alamadım” der. Atay Selim’i intihar ettirerek, Turgut Özben’i evlendirerek öldürür. Tehlikeli Oyunlar’daki Hikmet Benol da bir tutunamayandır. Yine insanın iç sıkıntılarını, uzun monologları bu kitapta da yansıtmıştır. Atay, Tutunamayanlar’ı ve Tehlikeli Oyunlar’ı Beyoğlu’nda yaşadığı iki ayrı evde yazar.

“En kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. Yemeğe kal, dediler: kaldım. Oysa, kalınmaz. Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni.” -Tutunamayanlar-

 

Atay’ın büyük etki yaratan eseri Tutunamayanlar’ı 1973’te yayımladığı Tehlikeli Oyunlar adlı ikinci romanı izlemiştir. Hikâyelerini Korkuyu Beklerken başlığı altında toplayan Atay, 1911-1967 yılları arasında yaşamış Prof. Mustafa İnan’ın hayatını konu eden Bir Bilim Adamının Romanı’nı 1975 yılında yayımlamıştır. 1973 yılında yayımlanan Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir. Atay, beyninde çıkan bir tümör nedeniyle büyük projesi “Türkiye’nin Ruhu”nu yazamadan 13 Aralık 1977’de, İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Usta yazarı ölüm Mecidiyeköy’de yaşayan arkadaşı Altay Gündüz’ün evinde yakalar. Oğuz Atay banyo yapmak için girdiği duştan uzun süre çıkmaz bu durum üzerine ev halkı endişelenmiş ve Atay’a seslenmiştir banyodan ” Sevinmeyin, daha ölmedim.” cevabını verir. Bu muzip şakası üzerine ev halkı gülmeye başlar. Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı 5. Adaya defnedilmiştir.

“Normal bir insan olmaya zorladılar, bana boş yere vakit kaybettirdiler. Olmayınca da anormal dediler.” -Tutunamayanlar-

Öldükten sonra 1987’de Günlük, 1998’de ise Eylembilim adlı kitapları yayımlanmıştır. Sağlığında hiçbir kitabı ikinci baskı bile yapamayan Atay’ın kitapları ölümünden sonra büyük ilgi gördü ve defalarca basıldı.

“Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.”  -Tehlikeli oyunlar-

Korkuyu Beklerken eseri 2008 yılında Öteki Tiyatro tarafından tiyatro oyunu olarak sahnelenmiştir. Tehlikeli Oyunlar romanı, 2009 yılında Seyyar Sahne tarafından aynı adla tiyatro oyunu olarak uyarlanarak sahnelenmeye başlanmış ve hâlen sahnelenmektedir. Bir Bilim Adamının Romanı adlı biyografik eseri de 2012 yılında Bir Bilim Adamının Oyunu: Mustafa İnan adıyla Te Sahne tarafından tiyatroya uyarlanarak sahnelenmeye başlanmıştır.

“Beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni bu sefer geride bir şey bırakmadım tasımı tarağımı topladım geldim neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim.”                -Tutunamayanlar-

İçine kapanık fakat çok dürüst bir çocukluğu olmuştur Oğuz Atay’ın. Hatta o kadar dürüsttür ki öğretmeni “Kardeşini sevmeyen var mı?” diye sorduğunda sınıfta tek kalkan onun parmağıdır. Gençlik yıllarında karikatürle ilgilendi. İçine kapalı bir çocukluk geçirdiği bilinen Atay sokakta, çevresinde gördüklerini kağıda karikatür olarak döker. Atay’ın bu yıllarda oluşan ince mizah anlayışı daha sonra yazacağı kitaplarda da kendini gösterir.

“Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım, mürekkeple yazmışlar; oysa ben kurşun kalem silgisiydim, azaldığımla kaldım.”                                -Tutunamayanlar-

Dostoyevski ve Kafka en sevdiği yazarlardı. Kurmaca metinlerinde ikisine de bol bol gönderme yapar. Oğuz Atay; Nabokov, Joyce, Hesse, Kafka ve tabii ki Dostoyevski gibi yazarları okur. Dostoyevski onun için bir yazar değil, bir ruh eşidir. İkisi de teknik bölüm okumuş, bir dönem sosyalist görüşlerden taraf olmuş, eserlerinde ruhsal sıkıntılara yoğunlaşmıştır. Bu etki ölümüne kadar sürer.

“Daha iyi olabilecek miyim? demeye dilim varmıyor, buna cesaret edemiyorum. Çünkü, denedim efendim, olmadı.” -Korkuyu Beklerken-

Tutunamayanlar’da

“Böyle basit ölçülerle değerlendirirler insanı. Dostoyevski’yi de okumamışlardır, bilmezler.” der.

Günlük’te okuduklarından, izlediklerinden, düşündüklerinden uzun uzun bahseder. Hatta çıkacağı TV programında konuşacaklarının provasını bile Günlük’te yapar.

“Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmiyor.”      -Tehlikeli Oyunlar-

İlk romanı Tutunamayanlar’ı ilk okuyan Vüs’at O. Bener‘di. Bener’in tavsiyesiyle romandan bir bölüm çıkarmıştır. Çıkan bölümden Günlük’te “Burhan bölümü” diye bahseder ama akıbeti bilinmez. Ya değiştirerek Tehlikeli Oyunlar’da kullanmış ya da henüz gün yüzüne çıkmamış Oğuz Atay el yazmalarının içindedir. Vüs’at O. Bener, otobiyografik parçalar taşıyan kitabı Bay Muannit Sahtegi’nin Notları’nda isim vermeden özlemle Oğuz Atay’dan ve kızı Özge’den bahseder.

“Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz.”               -Tutunamayanlar-

Tutunamayan karakterleri aslında kendi hayatından arkadaşlarıydı. Tutunamayanlar romanını ithaf ettiklerinden biri Sevin, hep sevdiği kadın, diğeri Ural’dır. Ural intihar eden bir arkadaşıdır ve Oğuz Atay’la yapılan bir röportajda “Selim Işık kimdir?” sorusuna yazarın verdiği cevap “İntihar eden bir arkadaşım, Ural var (…) Belki ben varım. Adlarını yazmanın sakıncalı olacağı birkaç arkadaşım var.” şeklinde olmuştur. Yazarın karakterlerine çoğu zaman etrafındaki insanlar ilham vermiştir. 

”…Beni anlamıyorlardı zararı yok.
Zaten beni daha kimler anlamadı…”                         -Korkuyu Beklerken-

Orhan Pamuk tam bir Oğuz Atay hayranıdır. 1972 yılında Tutunamayanlar çıktığında hemen kitabı alır ve defalarca okur. Teknik üniversitesinde okuyan 20 yaşındaki genç Orhan pamuğu derinden etkiler bu kitap.

“Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok.” -Tutunamayanlar-

Oğuz Atay kitabı ilk çıktığı zamanlarda TRT ödülü dışında başka bir ödül alamamış şimdiki kadar ya da öldükten sonra yakaladığı şöhret kadar konuşulmamış, öksüz, ilgisiz, kimsesiz bırakılmıştı. Sanırım büyük yazarların en büyük ortak noktası öldükten sonra hak ettiği değeri görmemeleriydi. Zira Ömer Seyfettin gibi Türk Edebiyatının büyük yazarının da kimsesiz sanılıp cesedinin kadavra yapıldığı bir edebi cemiyet Oğuz Atayı ’da aynı yalnızlığa itecekti.

“İlk yalanı söyledikten sonra bir daha konuşmamalı insan.” -Tutunamayanlar-

Beyaz Mantolu Adam hikâyesini kısa bir filme çekmiş fakat bu film kaybolmuştu. Çetin Yalçın’ın arşivinden çıkan fotoğraf filmin final sahnesinin çekildiği plajdan. Yılmaz Güney’in Arkadaş filminin ilk üç dakikasının diyalogları da Oğuz Atay’a ait.

“Sinirimden gülüyorum albayım. Çünkü sinirlerim artık gülmek için kafamın neşelenmesini beklemiyor.” -Tehlikeli Oyunlar-

Günlük olarak yayımlanan defter ölümünden sonra kaybolur. Gürsel Göncü adında bir öğrencinin elinden Cevat Çapan’a teslim edilene kadar defalarca el değiştirdiği ve birinci katta olan evinden çalındığı söylentileri yayılır. Cevat Çapan’a ulaşan defterden kesitler 1984’te Milliyet gazetesinde parça parça yayımlanır.

“Çok konuşuyorum kendimle bugünlerde. Ne yapayım? Başkalarının sohbetinden hoşlanmaz oldum.” -Tutunamayanlar-

“Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.

İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde
bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi de geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. 

Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslında bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu
kararlar. Şimdi her satırı, “bu satırı da neden yazdım?” diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. Oysa, sevgili Bilge, aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. Biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terk edinceye kadar gidip gelen aziz varlık masalına kimse inanmayacaktır. Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak
durumundadır. Bu bir çeşit alın yazısıdır. Bu alın yazısı da başkaları tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu da bir alın yazısıdır ve en acıklı olanıdır. Bir alın yazısı da ölümün anlamını bilerek, ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki, bazı müelliflere göre bu durum daha acıklıdır. Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum.
Bu nedenle, sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (İnsanların kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. Durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) Hiç kimseyi görmüyorum. Albay da artık benden çekiniyor. Ona bağırıyorum. (Bütün bunları yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. Fakat bunlar yazı, sevgili Bilge; kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.)
Geçen sabah erkenden albayıma gittim. Bugün sabahtan akşama kadar radyo dinleyeceğiz, dedim. Bir süre sonra sıkıldı. (İnsandır elbette
sıkılacak. Benim gibi bir canavar değil ki.) Bunun üzerine onu zayıf bulduğumu, benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. (Ben yalnız kalmalıyım. Başka çarem yok.)
…”


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Ceren Güleşçe

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF