Konuşulmayanlar 3 – Duygu Hırsızlığı

Derinlerde bir yerde, bu kemiklerin içinde bir boşluk büyümeye başladı. ( The Nightmare Before Christmas)16 dk


Aramızda hırsızlar var. Aramızda, duygu hırsızları var. Daha önce hiç duydunuz mu? Belki duymamış olabilirsiniz. Nitekim bu öbeği duymak için bazı şeylerin farkında olmak gerek. Duygularınızın içten içe, çalındığının farkında mısınız? 

Etrafınızda çokça sizin iyi niyetinizden duygularınızdan faydalanmak isteyen, bazen bunu başaran, başardıktan sonra ardından keyif sigarası dahi yakabilecek potansiyele sahip olan insanlar var. Bunların kim olduğunu düşündünüz mü hiç? Belki en yakın dostunuz, belki sevgiliniz, belki yoldaki anketör ya da aileniz. Zaaflarınızı hassas noktalarınızı kullanarak sizi etkileyip yaptırımlar uygulayan herkes aslında biraz duygu hırsızı. Hırsızlığın büyüklüğü de çalınan duygularla doğru orantılı. Bugün hem bunları inceleyeceğiz hemde başlıklar altında yorumlayarak hangi hareketlerden kaçmamız gerektiğini göreceğiz. Unuttuğumu düşündüğünüz bir konu olursa lütfen yorumlarda belirtmeyi de unutmayın. 

Her insan biraz duygu hırsızıdır diyemeyiz ama her insan hayatında en az bir kere duygularını çaldırmıştır karşısındaki insana. Ve kimisi bunu hafif sıyrıklarla atlatırken kimisi için büyük travmalara sebep olmuştur. Hayatımızda ilk hırsızlığa ne yazıkki ailede rastlarız. Söyledikleri ile bizleri kimi zaman korkutur, kimi zaman üzer. 

Aile: Aile her zaman koruyup kollayan mıdır? Veya bilinçli/bilinçsiz ilk darbeyi onlardan mı alırız hayatta? “Seni babana şikayet ederim!”, ” Annen duymasın gebertir valla.” gibi söylemleri onlardan duymaz mıyız ilk olarak. Bir arkadaşımız konu hakkında şöyle diyor: 

” Küçüklüğümden beri kendi düşüncelerini bana empoze etmek istedi ve ben karşı çıktıkça beni babamın eline vermekle tehdit etti. Önceleri bu çok etkili bir yöntemdi. Çünkü babama aşırı düşkündüm ve onun gözünden düşmek ölümle eş değerdi.” 

Ufak yaşta bir çocuk bunları duyacak kadar ne yapmış olabilir. Ben size söyleyeyim, bunları anlatan arkadaş bunları duyduğu vakitlerde hiçbirşey yapmadığını, sadece kendi karakteri ve hisleri göz ardı edilerek empoze edilmek istenen düşünce ve davranış şekillerine karşı direnç gösterdiği, kendi karakterini ortaya koyup karşı çıktığı vakit buna maruz kaldığını belirtiyor. Yani açıkçası benim gözümde hiçbir suçu yok. Tek derdi kendi yolunu çizmeye çalışmak. Ve ekliyor: ” 19 yaşıma kadar beni kimsenin sevdiğine inanmadım. Bana beni sevdiğini söyleyen herkese hep şüpheyle baktım. Hep bir darbe bekledim çünkü. O zamana kadar anneme ne zaman duvarlarımı indirsem bir darbe yedim.

İnsan en başta aileden gördüğü ile yetişir, buna göre şekillenir. Çocuk doğduğunda bir sudur ve donma noktasına gelene kadar ailenin koyduğu kabın içinde şekillenir. Umarım bizlerle beraber oluşan aileler bu durumlarda daha bilinçli, ve doğru kararlar alırlar.

Bir sonraki hırsızlar, arkadaşlarımız dostlarımız. Daha doğrusu yanlış arkadaşlarımız, dostlarımız.

Arkadaş: Arkadaşlıklar insanın hayatında her daim önemli bir değere sahip olmuştur. Belli bir yaştan sonra çocukluk dönemine gelindiğinde aileden öğrenilenler yetmediği için çocuk, çevresel etmenlerin etkisi ile şekillenmeye başlar. O yüzden aslında arkadaşlıklar bir bireyin olgunlaşmasında fazlası ile etkilidir. Peki çocukluğumuzun duygu hırsızları kimlerdir? “ Bak babam on bin beş yüz üç milyon lira vermiş bana bu bisikleti almış. “, ” Şurada bir yavru kedi var hadi yakalayalım!” gibi söylemler ile aslında o an alttan alttan bize ezilme duygusunu hissettiren, ya da savunmasız canlılara karşı acıma duygusunu yok etmeye başlayan, o an kimi ebeveyne göre ” çocuktur büyüyünce düzelir. ” dedikleri, ama düzelmeyenler, çocukluğumuzun hırsızlarıdır aslında. E tabi birde, çocukluk aşklarımız var ki, kimisi için sevilmediğini anladığı o ilk andır o dönemler. 

Bunun da acısı yine uzun bir süre zihnimizde yer edip çıkmayan kara bir leke gibi orda kalacaktır. Bir filmde geçiyordu, adını şimdi unuttum, “ Arkadaşlarımın dizlerini kanattığı yaşta, ben bir sevdaya tutuldum ki, onların dizi kanarken benim yüreğim kanıyordu.” Ne yazıkki kimi için bu şekilde yaralar oluşabiliyor. Bu aslında birazda talihsizlik olarak adlandırabileceğimiz bir durum ama yine de yazma gereksinimi duydum. 

Gelelim kişi hırsızların son başlığına. Sahte sevgiler/sevgililer. 

Sevgililer: Aslında insanda en çok iz bırakan en çok yaralayan onlardır. Hiçbir zaman değişmeyen iki kural vardır. Birincisi, bir ilişkide iki sevgi asla birbirine eşit olmaz. Bir taraf her zaman diğerine göre daha çok sever. İkincisi, ilişkiyi her zaman az seven yönetir. Çünkü kaybetme korkusu yoktur. Çok seven birey karşısındaki kaybetmemek adına bir çok çizgisini bozabilir, bir çok yapmam dediği eylemi yapma durumuna gelebilir. Eğer az seven kişi, bunun bilincinde olarak hareket ederse çok seven bireye defalarca, belki her seferinde de dozunu arttırarak özellikle psikolojik zararlar verebilir. Sokak tabiri ile süründürme, köpek çekme, yok sayma, keyfe keder görüşme gibi eylemleri çokça yapıp çok seven bireyi ” ben sevilecek bir insan değil miyim ? ” sorusunu sordurmaya zorlar. Çünkü çok seven kişi biryerden sonra sevgi hissetmemeye başlar. Bir kaç güzel gün için ömründen belki ayları, belki yılları feda eden, birazcık sevgi uğruna sınırlarını limitlerini zorlayan bazen bunu aşan bireyler, karşısındakinin bir anda kaybolması ile büyük bir boşluğa düşerler. Bu boşluk bazen öylesine derin olur ki, çıkmak istediklerinde kuyunun duvarlarının ıslak ve düz olduğunu görürler. Elbet bir gün duvarlar kuruyacak ve çatlayacaktır bu saye de kişi de karanlık kuyudan çıkabilir ama asıl hata bundan sonra başlıyor. Her kuyudan çıkarmak isteyene güvenmek. 

İnsan psikolojisi ne kadar yerindeyse onu alt etmek o denli zor olur. Burada kişi gönülden yaralı biri olduğunda ne yazıkki bütün savunması düşmüş olur. Duygu hırsızı, bunu ayırt edebilecek biridir ve bilinçteki bu açığı yakaladığında kişiyi daha da sömürmeye başlayacaktır. Böylelikle kuyu dibindeki kişi tırmanmaya başladığında, sınıra gelene kadar alınmak istenen alındığı için ipi tutanlar ipi geri bırakıp bu sefer kişinin daha sert düşmesini sağlarlar. Her düşüş biraz daha ağır olur ve artık kişi kuyudan çıkma niyetinden vazgeçecektir. 

Bu psikolojik şiddeti eyleme dökenler için, izleyenler için, susanlar için, zalimler için yaşasın inferno.

Sizinde eklemek istediğiniz, anlatmak istediğiniz ya da yanlış bulduğunuz noktalar olursa bu aşağıda yorumlar kısmında yada sosyal medya hesaplarımdan iletmeyi unutmayın :).


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Eren Koyuncu<span class="bp-verified-badge"></span>

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF