Karlar Ülkesi ve Psikolojik Sıkıntılarımızın Üstesinden Nasıl Geliriz?

3 dk


Karlar Ülkesi, bize birbirlerini çok seven ancak geçmişte yolları ayrılmış iki kız kardeş ve prensesin, Elsa ve Anna’nın, yeniden bir araya gelme öyküsünü anlatıyor. Film, Disney’in en başarılı animasyon filmlerinden biri oldu. Elsa ve Anna’nın sımsıcak öyküsünü, büyük küçük herkes çok sevdi. Bu başarıda filmin hit olmuş “let it go” (aldırma) şarkısının, sürükleyici olay örgüsünün ve kendimizden bir şey bulabileceğimiz karakterlerin etkisi büyüktür. Ancak, film bunlardan çok daha fazlası. Karlar Ülkesi bizlere; depresyonla, anksiyeteyle veya başımıza gelen zorluklarla nasıl mücadele etmemiz gerektiği hakkında bazı tavsiyeler veriyor. Bu yazımda bunları ele almaya çalışacağım. Değerlendirme, serinin ilk filmiyle alakalı olacak çünkü ikinci filmin konusunun insanoğlunun doğaya verdiği zararla ve bu zararın nasıl herkesin felaketine yol açabileceğiyle ilgili olduğunu düşünüyorum.

Hikayemizin ana karakteri Elsa, büyülü güçlerle doğmuş bir prensestir. Dokunduğu her şeyi buza ve kara çevirebilmektedir. Ancak güçleri üzerinde kendi kontrolü yoktur. Yani, Elsa’nın yeteneği hayatta başımıza gelen zorluklar gibidir. Bir gün, kardeşi Anna’yla oyun oynarken yanlışlıkla ona zarar verir. Bunun üzerine Kral ve Kraliçe, Elsa’nın güçlerini saklamaya ve iki kız kardeşi birbirinden ayırmaya karar verir.

Kardeşine istemeden zarar veren Elsa, bundan sonra hayatını izole edilmiş bir biçimde üzgün ve depresif olarak yaşamaya başlar. Duygularını sağlıklı bir biçimde gün yüzüne çıkarmak yerine bastırmaya çalışır. Sihirli gücünü başına gelmiş bir lanet olarak değerlendirir. Kendisiyle ilgili utanç hissetmektedir. O sevilmeye değer bir insan değildir ve en iyisi onun herkesten uzak ve yalnız yaşamasıdır. Psikolojik sıkıntıları olan bir insan da böyledir. Kendini ümitsiz, değersiz ve çaresiz hisseder. İnsanlardan uzaklaşır.

Daha öncesinde de söylediğim gibi, Elsa’nın buza hükmetme yeteneği, hayatta başımıza gelen zorluklar gibidir. Her insanın hayatında zorluk vardır ancak psikolojik sıkıntıları olan (özellikle depresyon) insanlar bu sıkıntılara korku, kaygı ve endişe ile cevap verir. Olumsuz düşünceleri kafalarında sürekli döndürüp dururlar. Bir noktadan sonra, onları depresifliğe sürükleyen başlarına gelen olaylar değil, olaylara karşı sergiledikleri bu karamsar tutumdur.

Elsa’nın annesi ve babası bir gemi kazasında ölünce, Elsa tahta geçmek zorunda kalır. O gün, sarayın kapıları yıllar sonra ilk defa halka açılır ve iki kız kardeş yıllar sonra ilk defa bir araya gelir. Elsa soğukkanlı olmak ve duygularını bastırmak için çok çaba sarf etmektedir. Ancak kız kardeşi Anna ilk defa o gün tanıştığı biriyle (Prens Hans) evlenmeye karar verince, Elsa duygusal patlama yaşar ve sırrı açığa çıkar. Elsa’nın sihirli güçleriyle karşılaşan halk ona canavar muamelesi yapar (psikolojik sıkıntıları olan insanlar da sık sık benzeri muamelelerle karşılaşmaktadır). Bunun üzerine Elsa, Krallığını ve kardeşini terk eder ve kendi inşa ettiği sarayda yaşamaya başlar.

Elsa artık kendini ve daha öncesinde bir lanet olarak gördüğü yeteneğini kabul edebilmiştir. İnsanları dondurabilen buzla görkemli bir saray inşa etmiştir. Ve o, artık hayatındaki  sorunları “aldırmamaya”  başlar. Ancak aldırmama ve boşvermişlik de sorunlarımıza çözüm değildir. Hâlâ başkalarından izole bir biçimde yaşmaktadır ve şimdi daha da  kötüsü büyülü gücü ülkesini tamamen dondurmaya başlamıştır. Sürekli kendimizi suçlayarak yaşamamalıyız ancak “ben buyum geri kalan ne yaparsa yapsın” yaklaşımı da faydalı değildir. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeli ancak bir yandan da negatif taraflarımızı törpülemeli ve hayatın bize sunduğu zorluklarla savaşmaya devam etmeliyiz. Peki, ama bunu nasıl yapabiliriz?


"Gerçek sevgi donmuş bir kalbi bile eritebilir."

Sevgiyle tabii ki... Elsa’nın en korktuğu şey Anna’ya zarar vermektir ve filmin sonuna doğru bu korku gerçekleşir. Anna’nın vücudu donmaya başlar. Ancak, o yine de ablasını sevmektedir ve finalde onun için kendini feda etmeyi seçer. Filmin başında Anna ile evlenmek isteyen Prens’in asıl niyeti Krallığı ele geçirmektir ve bu anlaşılmıştır. Pres, kılıcını Elsa’ya doğrulttuğu sırada, araya Anna girer ve ablasının hayatını kurtarır. Ancak o tamamen donmuştur. Bunu gören Elsa, üzüntüyle kardeşine sarılır  ve Elsa'nın gerçek sevgisi Anna'nın donmuş kalbini eritir; onu kurtarır. Elsa'nın yıllar boyunca korktuğu felaket gerçekleşmiş, Anna donmuştur ancak bu sayede Prens’in kılıç darbesinden kurtulabilmiştir. Yani, hayatta karşılaştığımız zorluklar aslında bizleri güçlendiren şeylerdir.

Filmin sonunda, Elsa kalbini sevgiye açabilmiştir ve bakış açısını değiştirerek yeteneğini kontrol altına alabilmiştir. Film aynısını bizlerin de yapmasını tavsiye eder. Başımıza gelen zorluklardan dolayı karamsarlığa kapılıp, kendimizi kapatmamalıyız. Kim olduğumuzdan nefret edip, kendimizi değersiz hissetmemeliyiz. Sevgiyle ve bizi seven insanlarla bütün zorlukların üstesinden gelebiliriz. Yeter ki,  korku ve kaygıya kapılmadan kendimizi olduğumuz gibi severek, mücadele etmeye devam edelim.

(Kendimi en değersiz ve çaresiz hissettiğim anlarda kalbimi sıcacık sevgisiyle ısıtan Anna'm Sibolime...)


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Cemile Atlı

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sitemap - Güncel Gündem
Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF