Kalem Ehlinin Tasvir-i Sevdaları Üzerine

Ger ben ben isem nesin sen ey yâr...7 dk


Kalem Ehlinin Tasvir-i Sevdaları Üzerine

Ger ben ben isem nesin sen ey yâr…


Diğer ‘Edebiyat‘ içeriklerine ulaşmak için tıklayın…


“Biliyorum kolay değil yaşamak, 

gönül verip türkü söylemek yâr üstüne.” 

Bazı hissiyatların ağırlığını birkaç harflik kelimeler taşıyamaz, bazı kelamların yükünü de ilk anlamları kaldıramaz hatta. “Neydi bu?”  sorusuna verecek okkalı cevaplara, yerini doldurabilecek uzun betimlemelere ihtiyaç duyarlar. Bir taşsa yüreğini yırtabilecek şiddetteki duyguların özgürlüğünü tek bir kelime ile kısıtlamak, hissiyata adaletsizlikten başka bir şey değildir. Bana kalırsa akıl kârı da sayılmaz. 

Anlam verilmesi bu denli güç hallerin en başında gelen de şüphesiz aşktır. İnsan önce yabancısı olduğu ve kendisine bu denli tesir eden  duyguya bir açıklama getirmeye uğraşır, sonrasında bu tesirlere vesile olan varlığa denk, en azından benzer şeyler aramaya koyulur. Bazen imdadına, belki de herkesin az da olsa ruhunda barındırdığı şairlik istidadı yetişir. Kendime açıklayayım derken kelimelerle bir savaşa başlar, ama buna şiir demez, belki sanattan da saymaz… Kimi zaman, hatta çoğu zaman da her şeyi bir “kelimelere sığmaz” ardına saklayıp, inatla aşkı kelimelere sığdırmaya çalışan söz işçilerinden duygularına tercümanlık bekler.  Tam da bu safhada ehl-i kalemden gelecek sevda tasvirlerine, yâr tabirlerine ihtiyaç başlar. Bir kefesine aşkı oturttukları terazinin diğer tarafına koyunca dengeyi sağlayacak şeyler ararlar Kalemler de herkes gibi, kendilerini en az aşk kadar yerle bir eden neyse, yârla bir edecekleri de odur sanki. 

“Bütün hapislerin penceresi yaptım seni.” derken Şükrü Erbaş’ın yüreğini en az sevdası kadar kanatlandıran bir şey de özgürlükmüş belli ki diyor insan mesela. Devamında bir yerlerde; “Sana geldikçe anladım özgürlüğün aşk olduğunu..”  demesi de bir nevi kanıtlamıyor mu  bunu? Erbaş’ın yâre yakın tuttuğu şey özgürlük olmuyor mu sizce de? 

Ahmed Arif’ in Leyl’ine sevdası ile memleket sevdası arasındaki bağı, “Seni baharmışsın gibi düşünüyorum, seni Diyarbekir gibi..”  deyip, memleketin dağlarına gelen baharı heyecanla bekleyişi  kuvvetlendirmiyor mu? Ve düşündürtmüyor mu size de, Ahmed Arif için sevdaya eş memleketmiş diye? Kalemin biri, yine aşkını aşka en yakın olanıyla açıklamış diye..  

 “İçimdeki çetin sual sen misin?” diye, “bilmem ki nemsin”  diye arayıp durduğunu okuyunca Yavuz Bülent’in, arayışlarına aşka yakın bir kıymet vermiş diyorum  bazen ben. 

“Bu senin eski zaman gözlerin” dizesini Turgut Uyar’a eskiye olan rağbeti yazdırmış olamaz mı mesela? 

Son olarak, hayatındaki tüm eksikleri Madonna’sına olan aşk ile tamamlayan Raif Efendi’de Sabahattin Ali, yine aşkı oturttuğu terazinin diğer kefesine ancak eksiklerini koyduğunda yakın bir denge elde edebilmiş olmasaydı, yârin varlığını diğer her şeyin yokluğuna eş görmüş demezdim belki, yahut aşk tasvirlerinin en keskinlerine Kürk Mantolu Madonna’da sık sık rastlamasaydım… 

 

 


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Selma Kahrıman

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Her bir cümlede insan kendinden bir parça buluyor.tebrik ediyorum muazzam bir çalışma olmuş.

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF