İTİCİ GÜÇ KAVRAMI

Büyümeyen, olgunlaşamayan insandan, entelektüel bir birey olmasını, sorumluluk almasını beklememek ile beraber, aydın kesimin yeterince azaldığını da söyleyebiliriz.10 dakika


İTİCİ GÜÇ KAVRAMI

Büyümeyen, olgunlaşamayan insandan, entelektüel bir birey olmasını, sorumluluk almasını beklememek ile beraber, aydın kesimin yeterince azaldığını da söyleyebiliriz.


‘Tarafını Seç’ adlı yazım için tıklayın…

Diğer ‘Edebiyat‘ içeriklerine ulaşmak için tıklayın…


Ben yine de her şeye rağmen bir şeylerin değişeceğine dair, inançlı bir birey olarak, insanların başkalarından çok kendilerini değiştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Bununla beraber de aslında ne yapmak istediğimize karar vermeliyiz. Artık “bir yerden başlamalıyız.”  

Peki bir yerden başlamak ne demek? İnsanların onları “itici güç” olarak adlandırdığı kavramdan bağımsız, bir şeyler yapma ihtimali var mıdır? Gerçekten insanları harekete geçiren bir “itici gücün varlığı söz konusu olmazsa, devletler ilerleme göstermez mi?” İnsanlık tarihi sadece “itici bir güce” mi bağlıdır? 

İtici güç nedir? Deniz tahriki, bir gemiyi veya tekneyi su üzerinde hareket ettirmek için kuvveti oluşturmak için kullanılan mekanizma veya sistemdir. Veya bir olayın sürecin kimyasal tepkimenin veya eylemin başlamasına neden olan ya da ilerlemesini sağlayan güç olarak adlandırılır. Bu kavramın denizden, tekneden, bilim dilinden bağımsız, psikolojik olarak nasıl bir durumu söz konusudur ve insanlar neden bu konuyu bu kadar içselleştirmek istemektedir? 

Evet, gerçeklerden bahsetmek gerekirse, hiç kimse durup dururken bir olay, bir icat, bir durumu “yaratmaz” bu durumda, belirli bir durum söz konusu olduğunda belki bir itici gücün var oluşu önemli bir pazar alanı yaratabilir. Yapmak istediklerimizi yapabilmemiz için hayatın, herhangi bir durumun bizi o olaya getirmesi gerekmektedir. Yani bu kavramın psikolojiyle bağlantılı olduğu söylenebilir. Hatta psikologlara göre, itici güç kavramı psikolojiyle doğrudan orantılıdır. Bu durumda da en önemli kavramın “hisler” olduğu söylenir.  

Tetikleme olmadıkça hislerin ne önemi kalır?  Bir örnek verilmek gerekirse “Duygularımın merhametine kalmak istemiyorum. Onları kullanmak, onlardan zevk almak ve onlara hükmetmek istiyorum.” diyen Oscar WildeDorian Gray’in Portresi hakkında konuşabiliriz.  Alıntı aldığım birkaç siteden notlarda devam etmek istiyorum. Hislerin hayattaki itici güç olduğunu inkâr edemeyeceğimizi ve davranışlarımızın çoğunu bilgilendiren de onların olduğunu söyleyen bir durumdan bahsederler. Bu durumda aslında her şeyden bağımsız hislerden bahsetmek mümkün değildir.   

Bir başka sitede, kaygının en önemli itici güç olduğundan bahsediyorlar. Kaygı bazı şeyleri tetiklediği için hayatınızın en önemli itici güçlerinden bir tanesi konumuna düşmesi de olağan olmaktadır.  

Benim için her şeyden önce gelen, “sorumluluk” kavramı her olayda bizim en önemli itici gücümüz olacaktır. Sorumluluktan kaçtığımız her şeyde, dönüp dolaşıp aynı sonuçları alıyoruz. “İtici gücümüzü” bulamıyoruz belki de. Bu durumdan da sıkılmıyoruz çünkü daha önce bahsettiğimiz “safezone” denilen güvenli alanımızdan çıkmak istemiyoruz. Başkalarının bizi yönlendirmesi hoşumuza gidiyor. Herhangi bir durumda eğer sorumluluk almamız gerekiyorsa, başkasına suçu atabiliyoruz.  

Bu her yerde konuşulan, “İçinizdeki çocuk” kavramına dikkatlice bakalım istiyorum. Abartılacak kadar önemli midir bu içimizdeki çocuğu asla öldürmeyelim, her zaman çocuk olalım kavramı?  

Kendimizi çocuk zannetmek, ona göre hareketlerde bulunmak, sorumluluktan kaçmak ve içimizdeki çocuğu kutsallaştırmak neden? Daha önce birçok yerde bahsettiğim, “güvenli alan” durumu ve konformizm kavramı burada önemli bir yer taşıyor. 

Burada incelenmesi gereken kavramlar ve tavırlarımız şu şekilde söylenebilir…Rahat tavırlarımız, her şeyi başkasına sormamız, kendimize ait bir fikrimiz olmaması, her şeyi çok çabuk tüketmemiz, sorumluluk almamamızın işimize geliyor olması ve “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” tavırlarımız.  Kendi hayatımızı kendimiz yaşamıyor oluşumuz burada en önemli yetki oluyor. “İtici gücü” de başkasından bekliyoruz. 

Sonuç olarak içimizdeki çocuğu yok edersek, olgunlaşabilir ve sorumluluk alabiliriz. Bu durumda başkasından beklemek yerine kendi kendimizi dinleyerek “itici gücümüzü” kendimiz bulabiliriz. Olayların sonuçlarına kendimiz katlanırız ve büyürüz. Büyümeyen, olgunlaşamayan insandan, entelektüel bir birey olmasını, sorumluluk almasını beklememek ile beraber, aydın kesimin yeterince azaldığını da söyleyebiliriz.  

 


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

Aleyna Kaba<span class="bp-verified-badge"></span>

Bir Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Toplum seni kendi kişisi yapmak ister.2 yol var.bu isteğe boyun eğmek ya da Baş kaldırı..Hürriyet zordur.iş kafada biter.gerisi teferruat.bir fikirle dev dalgaları amacına hizmet ettirirsin. Toplum refref olur.seni götüren bi vasıta olur.ÖTELERE

Reklam Engelleyici!

Web sitemiz, ziyaretçilerimize çevrimiçi reklamlar göstererek yayın hayatını sürdürmektedir. Lütfen web sitemizi beyaz listeye ekleyerek bizi desteklemeyi düşünün.

Format Seç
Kişilik Testi
Kişilik hakkında bir şeyler ortaya çıkarmayı amaçlayan bir dizi soru
Bilgi Yarışması
Bilgiyi kontrol etmeyi amaçlayan doğru ve yanlış cevapları olan bir dizi soru
Genel İçerik
Embed'ler ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Embed içerileri
Ses
Soundcloud ve Mixcloud Embed'leri
Görsel
Fotoğraf veya GIF