Gerçekten Sosyal Medyadaki Kadar Duyarlı Mıyız?

3 dk


Ülkemizin geldiği noktada gün geçmesin ki yeni bir taciz, tecavüz, doğa ya da hayvan katliamı haberiyle karşılaşmayalım. Son yıllarda giderek artan erkek hegemonyası beraberinde kadın cinayetlerini ve bununla birlikte hayvan katliamları, işkence gibi suçları ciddi oranda artırmış oldu. Tabii ki derdimiz oranlarla olmamalı, tek bir kadının, tek bir hayvanın öldürülmesi ya da işkence görmesi ve buna benzer birçok kötülüğün “bir kez” olması bir daha olmaması adına bizi harekete geçirmeye yetmeli fakat toplum olarak suya sabuna dokunmadan yaşamaya o kadar alıştırıldık ki her gün gözümüzün önünde yaşanan cinayetlere, tecavüz ve katliamlara dahi popüler olmadığı sürece kör hale geldik.

Peki biz içinde bulunduğumuz durum karşısında ne yapıyoruz? Sıcacık konfor alanımızda rahatımızı bozmadan Tweet atmaktan ya da tuttuğumuz takımların, kanaat önderi olarak gördüğümüz ünlülerin postlarını sosyal medya hesaplarımızda paylaşıp, diğer paylaşım yapanlara “Bakın ahali, ben de sizdenim! Bakın ben de duyarlıyım!” algısı yaratmak adına paylaşımlar yaptığımız sahte ve samimiyetsiz sosyal medya duyarlarımızdan bahsetmiyorum; gerçekten çözüm odaklı, somut olarak ne yapıyoruz?

Öncelikle eğer hepimiz bu kadar duyarlı, hepimiz bu kadar masum isek bu kadar çok kötülüğün faili kim? Nereden geliyorlar ve doğduklarından beri birer tecavüzcü, katil olarak mı dolaşıyorlar? Hayır; her katil, her tecavüzcü ve diğer her türlü suçlu bir zamanlar çocuktu ve masumdu. Kim olduğumuzu düşündüklerimiz değil yaptıklarımız belirler. Bu yüzden istediğimiz kadar sosyal medyadan duyarcılık oynayalım eyleme dönüşmemiş düşüncelerimiz bizi duyarlı bireyler yapmıyor maalesef.

"Eylem de eylem, ne bu eylem?" dediğinizi duyar gibiyim. Kimse sizden elinize sopa alıp sokaklarda hoşunuza gitmeyen şeyler yapan insanları kovalamanızı beklemiyor tabi ki, en azından ben beklemiyorum. Neymiş bu eylem gelin kısa bir örnekle konuya girelim;


Pınar Gültekin Cinayeti Sonrasında Bir Twitter Kullanıcısının Attığı Tweet

İlk cümleden bu yana değinmek istediğim nokta tam olarak yukarıdaki örnekte gördüğünüz gibi. Herkes suç işleyene kadar masumdur, peki henüz bir suç işlememiş olmak bizi gerçekten "suçsuz" biri yapar mı? Örnekte gördüğümüz potansiyel suçlular her yerdeler. Bazılarımızın eski erkek arkadaşı, bazılarımızın eski eşi, bazılarımızın ise ağabeyi ya da babası. Hatta belki sen de onlardan birisin, belki de dişlerini sıkıyorsun bunları okurken öfkenden ama üzgünüm. Sosyal medyadaki yüzüne melek maskesi takarken yolda gördüğü şortlu bir kadın hakkında "Bunların anası babası, ağabeyi, sevgilisi yok mu?" diye konuşan, konuşmasa da içinden kadın cinayetlerini haklı kılan nedenler geçiren bu çürük zihniyetler her yerdeler. Sosyal medyada tabi ki konuşacağız, zaten toplumun büyük çoğunluğunun karşıt görüşe tahammülü dahi kalmadığından sosyal medya dışında konuşacak ortam bile yaratamıyoruz artık maalesef. Ama bu kadar değil, duyarlılığımız bu kadar basit ve konfor alanımız dahilinde olmamalı. Çoğumuzun çevresinde eski kız arkadaşı hakkında sürekli ileri geri konuşan, yolda gördüğü kadınların giyimleriyle ilgili yorumlar yapan, kıskançlık kisvesi altında baskıcılığı kendine meslek edinmiş, ahlakçılık oynayan, sokak hayvanlarına karşı olumsuz tavırlar takınan, kendi gibi düşünmeyen insanların cezalandırılmasını ve hatta ölmesini istediğini dile getiren ve daha benzeri bir sürü kötülüğü yaşam tarzı haline getirmiş kişiler var ve inanın sayıları tahmin edebileceğimizden çok fazla. Hiçbir şey yapamıyorsak bile önce bu tip insanlardan çevremizi arındırmak zorundayız. Akla gelebilecek her türlü kötülük cehaletten beslenir. "Ben ne yapabilirim ki" diyip, sosyal medyadan çok üzüldüğümüzü dile getiren bir paylaşımın ardından henüz on saniye dahi geçmemişken konfor alanımıza çekilip tüketim ve türevi hazların getirdiği mutluluk görünümlü uyuşmaya teslim olduğumuz sürece hiçbir zaman gerçekten duyarlı insanlar olmayacağız. İşe önce "moda" kavramından kurtularak başlamak zorundayız. Tüketim toplumu olmayı öyle benimsedik ki bir şeyi herkes yapıyor diye yapıyor, bir müziği herkes dinliyor diye dinliyoruz artık. Çoğumuzun gerçekten kendimize ait zevkleri, kültürleri, giyim tarzları bile yok. Buraya nereden mi geldik? Anıt Sayaç verilerine göre bu yılın ilk altı ayında yüz elli yedi kadın öldürüldü fakat çoğunun haberini dahi okumadık, paylaşanları gördüğümüzde "yine mi?!" dedik ve adını dahi okumadan geçtik belki de. Peki Pınar Gültekin'i neden hepimiz duyduk ve konuştuk sizce? Çünkü Pınar'ı katleden cani, bedenini bir varile sıkıştırıp ormana gömdü. Çoğumuzu harekete geçiren ve bir şeyler söyleme ihtiyacı uyandıran Pınar'ın bir erkek tarafından katledilmiş olması değil, bedeninin küçücük bir varile koyulup ormana gömülmesiydi. Hatta eminim bazılarımız haberi bile okumadan sırf herkes paylaşıyor diye sosyal medya hesaplarımızda birer gönderi paylaşıp, diğer duyarlılara "bakın ben de sizdenim, ben de duyarlıyım" algısını yerleştirdikten sonra konfor alanımız ve hazlarımıza geri döndük. İşte moda kavramından neden kurtulmamız gerektiğine değinme sebebim tam olarak bu. Son olarak; değişime önce kendimizden, sonra çevremizden başlamadıkça sosyal medyada göstermelik duyarlı postlar atıp konfor alanına geri gömülen eylemsiz bireyler olarak kalacağız. Keyifli okumalar dilerim..


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Berke Uzun

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF