Enver Paşa ve Naciye Sultan’ın Aşkı

"Avuçlarında parçalanır şarkî coğrafya, Nişabur elmasları kadar güzelsin sen."2 dakika


Geçtiğimiz günlerde vefatının yıl dönümü olan Enver Paşa’nın adını duymayan yoktur. Enver Paşa; 1907‘de eşkıya, 1908‘de hürriyet kahramanı, 1914‘de Başkomutan vekili, 1918‘de sürgünde bir komutan, 1923‘de vatan haini ilan edilen bir Osmanlı Paşasıdır. İttihat ve Terakki Cemiyetinin önderleri arasındadır. Çeğen tepesinin mağlubu, Jön Türkler’in sen yine yine hayal kur biz yine ölelim lideri. Adına şiirler, sözler çok yazılmış çizilmiştir. Benim en beğendiğim Abdullah Kılavuz’un “Bilir misin Enver’i? Hani İsmail’miş diğer adı… Uzatmış boynunu kör bıçakların önüne. Kurbân etmişler bir bayram sabahı; Altaylardan Tuna’ya işlediğimiz tüm günahlara kefaret. Kanı temizlemiş tüm dünyayı.” sözleridir. Günahı ile sevabı ile Enver Paşa omurgası bükülmemiş tarihde ki nadir insanlardan biridir.

Gelelim Naciye Sultan'a, Naciye Sultan Vahdettin'in yeğeni 16 yaşında evlenen ve 21 yaşında üç çocuk ile yalnız kalan bir kadın. Asi Enver'in 4 senede 600 sayfa mektup yazdığı bir kadın.

Aşklarına gelecek olursak, entelliği ve aşkı gerçekten hissedeceğiz bir hikaye. 8 sene beraberler Naciye Sultan ve Enver Paşa bu sekiz senenin dördü dünya savaşı, sonrasında Enver hep sürgünde. Hikaye şöyle başlıyor Naciye Sultan daha çocukken amcasının oğlu Abdürrahim ile nişanlanıyor, kimse memnun değil ama emir Abdulhamid'den geliyor haliyle kimsede bu çocuktur bunlar amca çocuğu falan diyemiyor. Bu olayların olduğu sırada Enver Paşa, Naciye Sultan'ın varlığından bile habersiz. Enver Paşa o dönemde orduda ismi duyulmuş tabiri caizse namı yürüyen genç bir subay. Arkadaşlar ve ailesi Enver Paşa'ya baskı yapıyor yaşın geldi evlen artık diyerek. Enver Paşa tahmin edebileceğiniz gibi aşk adamı falan değil, Osmanlı saraylarına sığmayan hayalleri, göğsünü yakan intikamı olan bir ittihatçı. Tarihte fazlası ile rastladığımız şimdilerde adına mantık evliliği denilen siyasi bir hamle yapıyor ve Abdulhamid'in kızı Şadiye Sultan'a talip oluyor. Enver'i bilenler bu gücü ona vermek istemiyor ve reddediliyor. Saraya damat olamayan Enver Paşa ısrarını sürdüyor ve yine Abdulhamid'in kızı olan Refia Sultan ile evlenmek istiyor fakat sonuç yine hüsran. Bu evliliklerin olmamasının sebebi tabi ki Enver Paşa'nın iyi bir eş olamayacağı falan değil aksine Enver Paşa diğer subayların aksine namazını kılan,içki içmeyen gururlu biri, tek sebep Enver'e böyle bir güç verilmemek istenmesi. Saraydan iki defa olumsuz sonuç alan Enver Paşa'nın gururu kırılıyor haliyle. Enver Paşa evliliği falan aklından çıkarıyor bir süre, sonra birileri Naciye Sultan'dan bahsediyor. İttihat ve Terakki'de bu evliliği istiyor. Fakat bir sorun var ki Naciye Sultan Abdürrahim efendi Selanik'te sürgünde olsada Naciye Sultan ile nişanlılar. Naciye Sultan'nın babası Şehzade Selim Süleymanda'da bu nişanın bozulmasını istiyor ve Enver Paşa ile birlikte bir kaç kişi daha talip oluyor. Adı evlilik olsada tamamen siyasetle ilerliyor durumlar yani.  Talip oldukları Naciye Sultan'ı ne tanıyan var ne de gören hatta fotoğrafı bile gösterilmiyor.


Talip olanların fotoğrafları alıyor ve Naciye Sultan'a gösteriliyor. Enver Paşa diğer taliplere kıyasla makam-mevki olarak hayli aşağıda, sadece deli cesareti ve şöhreti var. Nedendir bilinmez Naciye Sultan Enver Paşa'yı seçiyor. 


Naciye Sultan durumu şöyle açıklar.


Günün birinde Enver Bey’in, beni Sultan Reşad’dan istemesi üzerine, annem odama geldi ve bana dedi ki: Kızım, artık sen büyüdün. Seni Abdürrahim Efendi’den başka birkaç kişi daha istiyor. Bunların arasında hürriyet kahramanı Enver Bey de var. İşte hepsinin isimleri ve resimleri. Bak, düşün ve karar ver!


Enver Paşa'ya Naciye Sultan'ın kendisini seçtiği haberi gidince Enver Paşa çok endişeleniyor. Hiç görmediği Naciye Sultan'ın kendisini seçtiğine sevinsede Naciye Sultan'ın gönlülün eski nişanlısında olma ihtimali Enver'i büyük bir çıkmaza sokuyor ve Naciye Sultana bir mektup yazıyor.

Sıkılmadan söyleyiniz. Birbirimize nikahlandıktan sonra, sizi evvelce sevdiğiniz birinin istediğini ve onu küçüklüğünüzden beri tanıdığınızı söylediler.

Öğrenmek istediğim şey bu zat kim ise cidden sevdiniz mi, onunla teehhülü isterken sizi bendenizi kabule icbar mı ettiler? Ve hala onu seviyor musunuz?

İki sözle hissiyatınızı anlatın, bu kâfidir.

Sizi seviyorum; fakat emin olunuz o adamı seviyor da bendenize onu tercih ediyorsanız, her şeyi fedaya hazırım siz mesûd, bahtiyar olunuz da bu uğurda dediğim gibi ise de kıymetli olan sizi bile unutmaya razıyım.

Bana hakikati yazınız…

Enver Paşa'nın takıntısını yukarda defarca durumu anlatmasına rağmen mektubun sonuna Bana hakikati yazınız… cümlesinden anlıyoruz. Aradan uzun bir süre geçiyor ve Naciye Sultan'dan onu hiç sevmediğini ve yaşananları anlatıyor tabi sadece mektupta, daha birbirlerini görmediler.  Enver Paşa bu haberi alınca bir mektup daha yazıyor.

Ruhum! Oh! Mektubunuzu her okudukça yağmur gibi yaş döküyorum.

Sizin o güzel ruhunuzu sıktım, rica ederim, bu kusurumu af buyurunuz…

Mektubumda da yazdığım gibi sizi fevkalade sevdiğimden öyle bir küstahlıkta bulunarak olmadık şeyler sordum...

Şimdi burada bir durmak gerekiyor. Enver Paşa Naciye Sultan'ın fotoğrafını bile görmedi, daha önce saraydan iki defa kız istedi. Bakınca inanılacak bir aşk değil bu.  Fakat Enver Paşa'nın deli divane aşık olduğu söylenir. Yüzünü görmediği Naciye Sultan ve Enver Paşa yine yüzünü görmeden kendisinin katılmadığı bir nikah töreninde, Mahmud Şevket Paşa'nın vekilliği ile  resmen evlenir.

Evli olmalarına rağmen görevinin İstanbul dışında olması ve Naciye Sultan'ın annesi sebebi ile aralarında ki engeller uzun süre kalkmaz.  Enver Paşa Naciye Sultan'ın annesine göre Günün birinde bir serseri kurşunla ölüp gidecek bir hayalperestti ve kızının ikbali için onu Enver’den bir şekilde uzak tutmalıydı.  Bunun üstüne aralarında ki yaş farkıda var Evlendiklerinde Enver Paşa 28 Naciye Sultan ise daha 14 yaşında.  

Bu engelleri hiç umursamayan Enver Mektup göndermeye başlar ve daha önce olması gereken fakat olmayan kendini tanıtma mektubu ile kendisini karısına anlatır.


Uzun düşüncelerden sonra nihayet ilk mektubumu yazmaya başlıyorum. Bu ilk sözlerimi zât-ı ismetpenâhîlerine tevcih ederken kalbim sebebini anlayamadığım bir takım hislerin tesiri altında titriyor. Simâ-i pakınızı henüz görmek şerefine mazhâr olamadım…

Kim bilir şimdiye kadar bendenizi nasıl tasavvur ediyorsunuz. Herhalde her şeyi göze alarak, koca bir hükümeti devirmek için isyan eden bir asker, nazarınızda kim bilir size karşı da dürüst, hatır kıracak tarzda bulunacak birisi.

Fakat Ruhum, yek nazarda bendenize karşı burada tesadüf ettiklerimin dedikleri gibi siz de derhal ne kadar mûti, sizi ne kadar sevecek, her arzunuzu yerine getirmeyi bir vazife-i mukaddese bilen birisi olduğumu tasdik buyuracaksınız...

Ne olur bir dakikacık görmüş konuşmuş olsaydık. O vakit hiç bu uzun sözlere lüzum kalmayacaktı... 

Naciye Sultan bu mektuptan sonra şüpheye düşüyor bizler gibi kendi kendine bu adam beni hiç görmedi ama bu nasıl aşk ? bence haklı bir şüphe. Bu durumu Enver Paşa'ya uygun bir dil ile bildiriyor. Fakat Enver Paşa hala devam ediyor aynı sözlere cevabi mektubunda.

Sultanım, Ruhum, size yalan söylemedim. Evet, sizi seviyorum. Bunu yazdığım sizi aldatmak için değil, belki hakikati bildirmek içindir.

İnşallah Cenâb-ı Hakk kısmet eder de bir arada bulunmaya ömrüm vefâ ederse, o zaman sözlerimin yalan olmadığını tasdik buyurursunuz Ruhum...

Ruhum, tekrar ediyorum. şimdi siz benim için dünyada en mukaddes bir vücutsunuz. Bunu böylece arz ederim. Vallahi korka korka yazıyorum. Acaba yine inanmayacak sözlerime gücenecek misiniz diye.


Mesela sizi sever gibi görünmek isteyişime kani bulunduğunuzu, bununla sizi sevmediğimi ima buyuruyorsunuz. Ruhum! Şimdiye kadar yalan söylemedim.

Binaenaleyh size karşı kalbimde bir şey hissetmesem sizi seviyorum demem. Çünkü bununla hem kendimi hem de sizi aldatmış olurum. Bu halde ise hiç bir şeyden bahsetmeyerek sadece malayani birkaç söz yazar geçerim.

Yalnız sizi sevip sevmediğimi ve sizin istirahatınızı ne yolda düşündüğümü inşallah bir arada yaşamaya başladığımız zaman bize gösterir.

Evliliklerinin üstündan yıllar geçmiş olmasına rağmen Enver Paşa hala Naciye Sultan'ın fotoğrafını görmemişti ve eşinden kendisine bir fotoğraf göndermesini istemişti. Bu sırada saraylılar sevmedikleri rahatsız oldukları Enver'i, Naciye Sultan'dan ayırmak için hazırlıklara başlar. Enver'in 1911'de Trablusgarp'a gitmesi ellerine bekledikleri fırsatı geçirir fakat beklemedikleri bir şey olacaktır, Naciye Sultan sadece fotoğraflarından ve namından tanıdığı Enver'e aşık olmuştur. Bu şekilde ayrılmayacaklarını hiç birleşmeden bile herkese göstermişlerdi. 

Enver Paşa'nın fotoğraf istediği o mektup:

Bu mektubuma da üç gün evvel çıkarılmış bir resmimi ilave ediyorum... Evvela hiç resim göndermemeye niyet ettimdi. Çünkü mukabele-i bi’l-misl lazım; nasıl siz benden saklanıyorsunuz, ben de öyle olacağım dedim... Hem burada ordumuzda her çadırda bulunan, ekmek yapan vesaire için erkekleriyle beraber bulunan kadınlar hep açıktır. Muharebeye giderken erkeklerin arasında şarkı söylerler. Pekâlâ, onlar böyle açık saçık aramız da dolaşırken, siz artık şerren ebediyen merbut olduğunuz bizden hala resminizi bile saklıyorsunuz... Güzel olması lazım gelen gözlerinizden öper, hürmetle der-âgûş ederim Sultanım, Efendim. Enver’iniz.

Enver'imiz biraz dargın biraz ısrarcı gördüğünüz gibi. Fakat Naciye Sultan yine göndermiyor. Enver Paşa ısrara devam ediyor ve bir mektup daha yazıyor.

Sultanım, bazen hissiyatım bana karşı bile isyan ediyor. Allah aşkına bizi neden bu kadar sıkıyorlar?

Ben 3 seneden beri sizin Enver’iniz değil miyim? O halde neden resminizi bile görmek bana haram ediliyor?

Öyle anlarım oluyor ki aninemizin bu manasız istibdadı karşısında isyan edeceğim geliyor.

Öyleme geliyor ki günün birinde daireye gelip kimseye sormadan hareme girerek sizi arayıp, bularak bütün manilere, şekillere rağmen işte Sultanım geldim diye karşınıza çıkacağım.

Evet, böyle düşünmek belki de deliliktir. Fakat canım sıkılınca işte böyle çılgınca fikirler zihnime hücum ediyor.

Peki, hiç olmazsa resminizi olsun göndermeye cesaret edemiyor musunuz?

Yok, sizin bu dereceye varan çekingenliğinizi görünce duraksıyor, ne diyeceğimi şaşırıyorum...
 

Enver Paşa hayatı boyunca ölümü ensesinde hissedenlerdendi fakat o aralar zihninde ölümün yaklaştığına dair bir düşünce vardı. Bıkmadı tekrar bir mektup yazdı.

Bana karanlıkta bir nur gösterdiler, işte bu senindir dediler. Ona hayran hayran bakarak, fakat onun ne olduğunu görmeyerek senelerce bekledim.

Her elimi uzattıkça 'yok bekle' diyorlar. Vakti varmış. Ben ilerledikçe o nur aynı uzaklıkta geri gidiyor.

Ben bu karanlıkta gözümü kamaştıran o nura baka baka yürürken, bir uçuruma yuvarlanıp gidersem, dünya yüzünden kalkarsam zannımca hala beni o nurun membaını görmekten menedecekler.

Belki de o nurun membaı olan sizi görmeyerek böyle ortadan kalktığımdan dolayı sevinenler olacaktır.

Daha açık söyleyeyim ruhum! Öyleme geliyor ki, beni Mahmud Şevket Paşa gibi günün birinde öldürülmeye mahkûm zanneden aninemiz, siz Sultanımı mümkün mertebe benden uzak bulundurmayı akıllarınca daha muvafık buluyorlar zannediyorum.

Belki de ne olur ne olmaz günün birinde dünya yüzünden kalkarsam siz herhalde bendenizle gözle olsun temasa gelmediğiniz için benim gibi böyle iyi kötü herkesin nazarı üzerine dikilmemiş bir zevc bulursunuz diye düşünüyorlar sanıyorum.

Ve memnuiyetler böyle lüzumsuz yere birbirini velyettikçe bende hâsıl olmaya başlayan bu fikirler gittikçe kuvvet bulacak ve siz de buna karşı böyle bilâ-kayd itaatle sustukça bilmem sonu ne olacaktır.


Bazen öyleme geliyor ki başımı alıp bütün dünyadan her şeyden uzağa gideyim. Hiç kimseyi düşünmeyeyim sizi de unutayım.

Şu anda intihar etmek esasen fikrimce korkaklık sayılmasaydı, beynime bir kurşun sıkar ebedi hayata kavuşurdum. Böylece sizi demir pençeleriyle ayrı tutanlar böylece de nâil-i merâm olurlardı. 

Bu mektupta beni en çok etkileyen cümle "Belki de ne olur ne olmaz günün birinde dünya yüzünden kalkarsam siz herhalde bendenizle gözle olsun temasa gelmediğiniz için benim gibi böyle iyi kötü herkesin nazarı üzerine dikilmemiş bir zevc bulursunuz diye düşünüyorlar sanıyorum." cümlesidir. 

Enver Paşa artık umudunu yitirmiş aşkını kalbine gömmeyi düşünmekteydi. Böyle bir zamanda Naciye Sultan'dan bir mektup geldi fakat fotoğraf yine yoktu. Fotoğraf yoktu ama Enver Paşa'nın kalbini yerinden söken bir şey vardı. Nacite Sultan saçından bir bukle keserek mektuba ekleyerek, biraz daha sabretmesini istemişti. Bu anı bana göre en iyi Abdullah Kılavuz Leyla şiirinde anlatır onuda eklemek istiyorum.

Mustafa Eşref Bey’e mendilini vermişsin
İçine de saçlarından bir telini koymuşsun
Sen bu Yahya’ya acunu bağışlamışsın
Divriği ırmakları kadar güzelsin sen.

Enver Paşa yerinde duramaz ve hemen bir cevap mektubu yazar.

İki gözüm, ruhum, sevgili Sultanım, 14 Haziran tarihli inayet-namenizi şimdi aldım. Büyük bir hırsla zarfı açıp, kâğıdı açtım. Arasından bütün ümit, intizarın fevkinde, görünüşe bile kalbinizin rakîk, güzel, saf tercümanı olan saç demeti düşünce kalbim çarpmaya başladı… Parmaklarım arasında sıktığım saçları dudaklarıma götürdüm. Ah bilseniz bu lütfunuzla bana neler bahş buyurdunuz… Biliyor musunuz saçınızı nereye sakladım? Kolumda taşımakta olduğum ayet-i kerime yazılı gümüş mahfazaya koydum. Artık bunun ile hakiki, daimi refakat meleğim oldunuz. Damarlarımda kanın her devrinde o gümüş levhayı hissettikçe güzel, sevimli saçınız hatırıma gelecek, böylece ebedi hatıra olarak kalacaktır…

Yine aynı şiirde "Biliyor musunuz saçınızı nereye sakladım? Kolumda taşımakta olduğum ayet-i kerime yazılı gümüş mahfazaya koydum." cümlesinden şöyle bahsedilir.

Mendilini Mustafa’dan az evvel aldım
Üç defa öptüm de kalpağıma sürdüm
Saçının telini cevşen-i kebire sardım
İsfahan bahçeleri kadar güzelsin sen.

Bir süre sonra Nacite Sultan Enver Paşa'ya fotoğrafınıda gönderir. Fotoğraftan sonra Enver'in aşkı katlanır büyür. Naciye'nin aşkını memleket sevdasının yanına koyar. Bir mektup daha yazar.

Ruhum, şimdi ne yalan söyleyeyim resminizi almakla daha ziyade fenalaştım. Evvelce tahayyülatım bir esasa istinad etmediği için sizi özlüyor, fakat şimdiki kadar büyük bir şiddet-i iştiyak duymuyordum. Fakat resminizi aldığımdan beri her fırsatta bazen odamda başkası varken bile masamın gözünü açıp bakmaktan kendimi alamıyor, sizi gördükçe türlü türlü hisler altında eziliyorum. Bilmem böylece ne olacağım... 

Enver Paşa'nın zihninden ölüm eksik olmaz ve mektuba "Allah yegâne emelim olan güzel gözlerinizi görmeden ebediyen gözlerimi kapayacağından korkuyorum." cümlesini ekler.

Ve vuslad.

Enver Paşa 1913 ekiminde rahatsızlanır ve ameliyat olmak için İstanbul'a gelir. Tehlikeli bir ameliyata girer Enver, ama ne ameliyat umrundadır ne de sağlığı aklında sadece eşi Naciye Sultan'ı görmek vardır. Onu böyle gören en katı en acımasız yürekler bile erir ve görüşmelerine izin verilir. İzin haberini alan Enver Paşa yerinde duramaz yarın görüşecek olmalarına rağmen mektup yazar.

Yarın teşrifinizde her şeyi unutmuş bulunacağım. Fakat bu geceyi ve yarını akşama kadar nasıl geçireceğim.

Bayram sabahını bekleyen çocuk gibi hemen erken yatmak ve ta vakt-i muvasalatınıza kadar uyumak istiyorum...

Bilmem acaba yarın size bütün hissiyat-ı minnetdârânemi anlatmaya muktedir olacak mıyım?

Yarın cesaretsizlikten öpemeyeceğim güzel gözlerini öper, bütün muhabbetimle kucaklarım ruhum.

Enver

Asi kahraman Enver Paşa'nın her mektubundan bana göre bir şiir çıkar. "Bayram sabahını bekleyen çocuk gibi hemen erken yatmak ve ta vakt-i muvasalatınıza kadar uyumak istiyorum..."

Ertesi gün akşam olur, Naciye Sultan hasta yatağında ki Enver'inin yanına gider. Süleyman Askeri, Yakup Cemil ve Kuşçubaşı Eşref Enver Paşa'nın yanından ayrılmıyorlardı. Naciye Sultan gelince sadece Enver'i değil herkesi heyecan sarmıştı. Kısa bir görüşme biraz muhabbet edilmişti. Herkes farkındaydı ki ikisininde gözleri konuşuyordu. Ağızlarından çıkanları beyinleri gözlerinden çıkanları kalpleri gönderiyordu ve sadece birbirleri bunun farkındaydı. Bu görüşme zaten büyük olan aşklarını daha da büyütmüştü. 


Enver Paşa ve Naciye Sultan Enver Paşa'nın Türkistan dağlarında ki ölümüne kadar defalarca bir birinden ayrı düşmüştü. Hayatlarının çoğu hasretle geçen aşıkların sonu onlara göre mutlu bitmişti. Enver Paşa'nın ölümünden sonra Naciye Sultan Enver Paşa'nın kardeşi Kamil Killigil ile evlenir, bu evlilik Enver Paşa'nın isteğidir.

Enver Paşa Çeğen tepesinde 42 yaşında hayata veda ediyor, hayatı boyunca ensesinden ayrılmayan ölüm Çeğen tepesinde buluyor Enver'i.  Savaşla,aşkla,gözyaşıyla,intikamla,hırsla,şehvetle,özlemle ve derin bir yalnızlıkla geçiyor hayatı. 400'den fazla mektup yazıyor Enver Paşa Naciye Sultan'a bu mektupların çoğuna cepheden topladığı kır çiçeklerini ekliyor Enver. Karısına “Bunları bir deftere yapıştır! Sakla, koru, ileride beni anlatmak isteyen biri bunları kullanacak!” diyor mektuplar için. 

Leyla şiirinin tamamını'da ekliyorum. Abdullah Kılavuza sevgi ve saygıyla.

Leyla, Evlâd-ı Fatihân’ın ayzıt kızı
Kömür gözlere ne de güzel yakışır o ten
Leyla, Mostar’a şavkıyan çoban yıldızı
Rumeli toprakları kadar güzelsin sen.

Ben, ihtilal kumandanı Gazi Batur Yahya
Sen, Müşir Sami Paşa’nın güzel kızı Leyla
Avuçlarında parçalanır şarkî coğrafya
Nişabur elmasları kadar güzelsin sen.

Leyla, Batı Türkistan’ın selvi güzeli
Saçları divan şiiri, gözleri Kerkük gazeli
Elleri lale, karanfil, nergis bezeli
Niğbolu kılıçları kadar güzelsin sen.

Mustafa Eşref Bey’e mendilini vermişsin
İçine de saçlarından bir telini koymuşsun
Sen bu Yahya’ya acunu bağışlamışsın
Divriği ırmakları kadar güzelsin sen.

Mendilini Mustafa’dan az evvel aldım
Üç defa öptüm de kalpağıma sürdüm
Saçının telini cevşen-i kebire sardım
İsfahan bahçeleri kadar güzelsin sen.

Payitaht, cesedime bin kese altın saymış
Peşime de bin beş yüz acem süvari salmış
Bu hengâmede Yahya seni nasıl sevmiş?
Boğazkesen hisarları kadar güzelsin sen.

İsyanım, bilmem varır mı ilân-ı hürriyete
Bizler amentü gibi iman ettik meşrutiyete
Ölsek de ismimiz ulaşır mutlak ebediyete
Ahıska hançerleri kadar güzelsin sen.

Cesedim sallanır bir gün Yıldız avlusunda
Ruhum kanat vurur Neşide-i Zafer muştusunda
“İttihat için öldü” yazılsın ismim sagusunda
Revolver kurşunları kadar güzelsin sen.

Cebimde üç altın, tüfengimde altı kurşun
Bir mezar kazdırdım, uzunluğu sekiz arşın
Gözlerin nişan almış, izin ver beni vursun
Azrail aleyhiselam kadar güzelsin sen.

Leyla, Evlâd-ı Fatihân’ın ayzıt kızı
Kömür gözlere ne de güzel yakışır o ten
Leyla, Mostar’a şavkıyan çoban yıldızı
Rumeli toprakları kadar güzelsin sen.



Güzel hikayelere güzel sonlar yakışır. Sonunun güzelliğine Enver Paşa ve Naciye Sultan karar verecek.

Sen yine hayal kur biz yine ölelim, şehid-i ala gazi-i namdar ey muhteşem Enver!



Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

Oğuzhan Yıldırım<span class="bp-verified-badge"></span>

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam Engelleyici!

Web sitemiz, ziyaretçilerimize çevrimiçi reklamlar göstererek yayın hayatını sürdürmektedir. Lütfen web sitemizi beyaz listeye ekleyerek bizi desteklemeyi düşünün.

Format Seç
Kişilik Testi
Kişilik hakkında bir şeyler ortaya çıkarmayı amaçlayan bir dizi soru
Bilgi Yarışması
Bilgiyi kontrol etmeyi amaçlayan doğru ve yanlış cevapları olan bir dizi soru
Genel İçerik
Embed'ler ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Embed içerileri
Ses
Soundcloud ve Mixcloud Embed'leri
Görsel
Fotoğraf veya GIF