EKMEK YOLU

9 dakika


EKMEK YOLU


Diğer ‘Edebiyat‘ içeriklerine ulaşmak için tıklayın.


Ellerim montumun cebinde, soğuk bir kış günü ekmek almaya gidiyordum. Evde benim dışımda 4 kişi daha vardı ama nedense hep bana kısmet olurdu Pazar kahvaltısına ekmek getirme görevi. Bizim ev ile fırının arası yürüme on bilemedin on beş dakika mesafedir.O mesafeyi gözüm kapalı gidip gelebilirim.

Bu mesafeyi çok sık gidip geldiğimden değil sadece, bu mesafe üzerindeki her şeyi ezberlediğimden aynı zamandan. Mesela daha apartmandan çıkar, on adım atar sokağın sonuna gelirim. Bir bakkal var tam sokağın sonunda, sağda. Bir hacının bakkalıdır. Zemzem satar ama ekmek satmaz.

Aslında evdekilerin sebep olduğu kadar, o bakkalında payı var bu mesafeyi yürümemde.Bakkala sırtını verip ,tam soldan aşağıya doğru yürümeye başladığımda artık geri dönüş yoktur, zira o yol yokuştur. İnmesi hızlı ve zevkli ,çıkışı zorlu ve nefessiz. O yokuşun sağ yanında bir site vardır. Kafamı kaldırıp gözüm aldığınca bakarım o yüksek binalara, bir sefer durup saymıştım hatta gözüm ne kadarını alıyor bakmaya diye anca otuzuncu kata kadar bakabildiği fark etmiştim. Acaba o kadar yüksekteki katlarda oturanlar ne görüyordu baktıklarında ? Yokuşun sol yanındaki, kötü müteahhit yapımı,depreme dayanıksız evlerin damlarını kesin görüyordur. O yokuş boyunca, yaz kış demeden, tüm gün yukarı aşağıya koşturup duran çocukların seslerini duyabiliyorlar mıdır o kadar yüksekten acaba? Kim bilir, belki de yolunda olduğum fırına bir gün, kapıcıları yerine sitede oturan sakinlerden birisi teşrif ederse o zaman sorup öğrenebilirim. Yokuşun sonuna geldiğimde zaten vardım sayılır. Sondan sağa döndüğüm gibi doğru yolda olduğumu kokudan bile anlayabilirim. Çünkü fırından her Pazar çıkan taze çörek kokusu o başa kadar yayılır tüm sokağa. Yolun geri kalan son yirmi adımda kafamı yere eğer, gözlerim yerde geçerim yolun o kısmı. O yol kenarında bir bank vardır duvarın dibinde. Dinde olduğu duvarın tepesinden de sarmaşıklar sarkar. O bankta sevgililer oturur. Bazen el ele bazen göz göze. Sarmaşıklar sevgililerin birbirlerini sevişini mahallelinin kem gözlü komşularından, cebinde keskin çakıları ile devriye atan delikanlı abilerinden gizler. Ben de geçerken, hani rahatsız olmasınlar sevgililer diye bakmadan geçerim ordan. Bu hassasiyeti ben kadar çocuğun gösteripte, geri kalan koskoca mahallelinin hiç bu durumu iplemememesini de bir türlü anlayamamışımdır. Neyse… geldik yolun sonuna. Buram buram taze ekmek kokan fırındayım artık. Girer girmez taze un mamülü kokusu bir tebessüm ettiriyor ister istemez. Geri durmuyorum,  koy veriyorum sıcacık ekmek kokusuna kendimi. Fırındaki ustayla eski tanışırız. Beni büyütüp, yaş aldıran yıllar onun, sakalına bulaşan undan, odun fırınına bakarken kısılan gözlerinin etrafındaki çizgilerden hiçbir şey götürmüyor. Gülümsüyorum, gülümsüyor. İki ekmek rica ediyorum. Hızlıca poşetleyip veriyor. Parasını bırakıyorum avucuna, hızlıca göz ucuyla bakıp” tamam” diyor. Dönüp arkamı fırından çıkar çıkmaz hızlıca el atıyorum poşetin içine, kopartıyorum tazecik ekmeğin baş tarafından bir parça. Bu parça ekmek almaya gelenin hakkıdır! İlk lokma daima böyle alınır. Ekmek alan kişi olamanın usulü budur. Çıtır çıtır eder her ısırıkta, parçayı tuttuğun parmaklarında hissedersin o sıcaklığı ve içinden bir kere daha taktir edersin ustayı. Aynı istikamette bu sefer dönüş yolundayım. Sarmaşık gölgesine sığınan sevgililerin bankı öbür tarafta kaldı şimdi. Hızlı geçtim yine yere bakarak, yokuşun başındayım. Kafamı kaldırıp bakıyorum yokuşa. Daha çıkmaya başlamadan derin bir nefes alıyorum çünkü birazdan ıkına ıkına çıkarken derin nefes alamaya mecalim kalmayabilir. 

Bu sefer yolun öbür tarafından çıkıyorum diye çarpık binalara yakın taraftan geçiyorum. Bir ara gözüm takılıyor bir tanesinin dışına, boydan boya bir çatlak var üstünde. O sırada binanın camından bir kadın çıkıyor, elinde bir örtü var onu silkeliyor camdan aşağıya. Bir an kadının örtüyü salladığı şiddetle birisi o apartmanı sallasa, acaba patır patır dökülür mü saçaklarından insanlar diye geçiriyorum içimden. Ya da el birliği ile tüm mahalleli yanlardan ittirip kaktırsak, yolun karşısındaki sitenin binaları gibi dik ve sağlam bir görüntüsü olur mu? Öyle sağlam ve  güvenli olur mu? Nefesimin son hakkınıda kullanıyorum. Kan ter içinde ama zaferli bir ohh çekiş ile bitiriyorum yokuş yolunu. Tam karşımda hacı ve bakkal var şimdi. Ellerini arkasında birleştirmiş, dükkanının önünde duruyor hacı. Pazar Pazar kimsenin aklına zemzem almak gelmediğinden müşterisi yok.” Ekmek satsaydın böyle boş beklemezdin hacı.!”diyesim geliyor içimden demiyorum. Nefesimin böyle hönküre hönküre çıkması yokuşun suçu, hacının değil diyorum kendi kendime. Eve girmeye son o yirmi adımda, poşetin dışından bir elimle yokluyorum ekmeği, hâlâ sıcak mı diye. Hâlâ sıcak. İyi diyorum kendi kendime, görevi başarıyla tamamladım. 


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

Aleyna GÜLSÜN

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Format Seç
Kişilik Testi
Kişilik hakkında bir şeyler ortaya çıkarmayı amaçlayan bir dizi soru
Bilgi Yarışması
Bilgiyi kontrol etmeyi amaçlayan doğru ve yanlış cevapları olan bir dizi soru
Genel İçerik
Embed'ler ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Embed içerileri
Ses
Soundcloud ve Mixcloud Embed'leri
Görsel
Fotoğraf veya GIF