ÇOCUKLUK

11 dakika


Çocukluk zamanınızı hatırlıyor musunuz? Büyüdüğünüz mahalleyi, gezdiğiniz sokakları, erik aşırdığınız ağaçları? En son ne zaman gittiniz? Hiç oradan ayrıldınız mı? Çocukluk mühim mesele. Nasıl başlarsan öyle gider. 

 Hayata nerede başladığı çok önemlidir insanlar için. Nasıl büyüdüğü, kimlerle oynadığı, kimlerin yanında olduğu hep önemlidir. Çünkü tam orada başlar hayat. Hayata başlarken ilk neler yaptığın önemlidir mesela. Toprak yollarda on kişi deli gibi bir topun peşine koşup yere düştüğünde elini uzatan birileri varsa şanslısınız. Mahallenin bir köşesinde kavgaya tutuştuğunda araya girip “ne yapıyorsunuz lan siz” diye kızıp ayıran biri varsa eğer daha şanslısınız. Çünkü arkanız sağlamdır. Üzerine dakikalarca anlatırlar ya hani. “Oğlum siz aynı mahallenin çocuğusunuz. Siz birbirinizi koruyacaksınız. Bir daha görmeyeyim sizi böyle. Hadi öpüşün barışın” diyen birileri mesela. Gerçekten barışırdık. Sonra hiçbir şey olamamış gibi yeniden devam oyuna. Hala hafızamda saklıdır o kavgalar, oyunlar ve konuşmalar. 

   Çocukluk zamanınıza gittiniz mi hiç? Ben gittim. Büyüdüğüm sokakları, erik, kayısı, şeftali, nar, portakal aşırdığım ağaçları gördüm. Hepsine teşekkür eder gibi baktım. Çünkü hepsinin üzerinde anılarım var. Yalnız incir ağaçlarında anım olmadı. Annem hep “incir ağacından düşen iflah olmaz” derdi. Bir de kaşındırıyordu ondan. Diğer ağaçların tamamı yakından tanırdı beni. Özellikle bizim evin çaprazında, kocaman sürgülü Demir parmaklıklı kapının önünde duran yaşlı dut ağacı daha iyi hatırlardı. Kesmişler onu. İlk hayal kurduğum, ilk şiirimi üzerinde yazdığım, dallarından kendime bir oturak gibi gördüğüm yerinde, kısa kısa şekerleme yaptığım o yaşlı ağacı kesmişler. Pek dut olmazdı zaten üzerinde. Olsun yine de benim için yeri ayrıdır. Şu an kendime ağaçlardan bir baraka yapmaya çalışmam hep ondan ötürü. Bir ağaç ev hayali işte. 

  Bu sokakların dili olsa da konuşsa. Anlatsa neler olduğunu. Nasıl bir dostluğun olduğunu. Duvarların üzerinde anlatılan kaç hikaye olduğunu bir anlatsa. Gece yarısı kola-çekirdek alıp kuşlar gibi dizilip “korkunçlu” hikayeler anlattığımız o duvar yıkılmış. Sırtını verdiği ev yok yerinde. Kocaman apartman dikmişler. 

  Bizim evin yanında sık ağaçların olduğu, içeride bir sürü çiçeğin olduğu bir ev vardı. Bahçesinde büyüdüm neredeyse. Yazın o kapı hiç kapanmazdı. Deli gibi koşup oynayınca susuzluktan ölmek üzere atardık kendimizi bahçeye. Çeşmeden kana kana su içer, kafamızı suyun altına sokar devam ederdik. O bahçede çocuklara hep gülen, bazen çağırıp bir şeyler dağıtan, hayatta görebileceğiniz en mükemmel ve tonton bir teyzemiz vardı. Hatice teyze. Büyüklerin deyimi ile “Hatçe Ebe” ya da “ebe Hatçe”. Bu arada kardeşimin de doğumuna vesiledir. 

  Hatice ebe, Hatice teyze. Çocukluğumun en güzel anısıdır. Şimdi hep oturduğu sandalyesi boş. Bahçede çiçekler solmuş. Sık ağaçlar artık seyrek. Annemden sonra anne diyebileceğim tek insan. Bu bahçede geçen senelerim. Her Doğum günümde gördüğüm gülen yüz….

  Aynı sokakta yine bir bahçe. Sıra sıra özenle ekili olan bu. Maydonoz, nane falan işte. Arada domates, patlıcan mevsime göre ne yenirse. Bu bahçenin sahibi “Melek Teyze”. Büyüklerin tabiri ile “kısa Melek”. Çünkü bir de şişko Meleğimiz var bizim. Onun da diğer adı “Melek anne”.

  Benim radyo merakımın en temeli Kısa Melek teyzedir mesela. Hiç unutamadığım ve halen dinlediğim o sesleri ilk işittiğim yerdir bu ev. Kardeşimin ise bizim evden sonra en çok gitti tek yerdir. İlk onunla tattım radyo keyfini. Radyo dinlerken balkonda divanın üzerinde çok uyumuşluğum vardır. Uyandırılmadan saatlerce uyuduğum zamanlar. Uyandığımda karanlığın çöktüğünü görmek. En huzurlu uykudur belki. 

     En son ne zaman gittiğiniz çocukluğunuzu görmeye? Ben gittim. Mahallemi, sokakları, bahçeleri dolaştım. Selamladım herkesi ve her şeyi. Hatırladım. Eskileri andım. Uzun uzun soludum havasını. Çocukluğumla karşılaştım. Evime baktım. Çok şey değişen bu sokağın başından el salladım. 

  Yani demem o ki gidin hemen. Çocukluğunuza koşun. Hayatın koşturmacasından biraz olsun uzaklaşıp nereden nerelere geldiğinizi görmek için gidin. Şöyle elinizi kaldırın havaya selamlayın çocukluğunuzu. Çünkü hatırladığınızda yeniden başlayacak çok şeyiniz olacak…

1 Mayıs İşçi Bayramı adlı yazı için tıklayın…


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

Serkan Tutal<span class="bp-verified-badge"></span>

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam Engelleyici!

Web sitemiz, ziyaretçilerimize çevrimiçi reklamlar göstererek yayın hayatını sürdürmektedir. Lütfen web sitemizi beyaz listeye ekleyerek bizi desteklemeyi düşünün.

Format Seç
Kişilik Testi
Kişilik hakkında bir şeyler ortaya çıkarmayı amaçlayan bir dizi soru
Bilgi Yarışması
Bilgiyi kontrol etmeyi amaçlayan doğru ve yanlış cevapları olan bir dizi soru
Genel İçerik
Embed'ler ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Embed içerileri
Ses
Soundcloud ve Mixcloud Embed'leri
Görsel
Fotoğraf veya GIF