Çingene Çadırındaki Şair: PAPUSZA

"Ve sen, benim küçük yıldızım! Şafakta nasıl da büyüksün! Kör et şu Almanları! Aklını al şunların ki yaşasın Yahudi ve Çingene çocukları!" 1 dk


Kendisinden büyük bir adamla zorla evlendirilen bir çocuğun, Yahudi ve Çingene avına çıkıldığı savaş yıllarının, Nazi acımasızlığının, okuma yazma öğrenme mücadelesi ve bunun için uğradığı şiddetin, sırf şiir yazdığı için bir şairin kendi toplumundan reddedilmenin hikâyesi: "Papusza / Taş Bebek"

İlk Çingene/Roman kadın şair Bronislawa Wajs’ın gerçek hayat hikâyesini temel alan 2013 yapımı biyografik dram filminin altında Çağdaş Polonya Sineması'nda iyi bilinen Krzysztof Krauze ve Joanna Kos-Krauze çiftinin imzası bulunuyor. 

Film, Papusza'nın (Bronislawa Wajs) hayatı ile birlikte Leh topraklarında yaşayan Çingenelerin 20. Yüzyıl tarihine de bir kapı aralaması yönüyle de oldukça kıymetli. Nazi vahşeti, soykırım ve yasalarla yerleşik düzene geçmeye zorlanmaları gibi tarihi travmaların yanı sıra Çingenelerin korkuları, önyargıları, hayat mücadeleleri gibi sosyal hayata da dokunabilmek mümkün. 

Film, 1910 yılında Papusza’nın doğumu ile başlıyor ancak doğrusal olmayan bir zaman çizelgesiyle ilerliyor. Çocukluğu, yaşlılığı, gençliği ve şairliğinin keşfi ile tamamen değişen hayatını içine alan filmde zaman atlamaları ve geri dönüşlerin hepsi "tablo gibi" sahnelerle taçlandırılmış. 

"Gelin dünyanın dört bir yanındaki Çingeneler, gelin yanıma. Gelin ormana, büyük ateşin başına."

Papusza olarak bilinen Bronislawa Wajs, şiirleri resmi olarak yayımlanan ve Lehçe’ye çevrilen ilk Çingene/Roman şairdir. Yahudiler ile birlikte soykırıma uğrayan Çingenelerin yaşadıklarını anlattığı "Kanlı Gözyaşları" ve "Alman Zulmü Altında Yaşadıklarımız"şiirlerinden en bilinenleridir. 

Şiiri yazmak yerine şiiri yaşamayı seçen bu Çingene kadının yaşamındaki birçok dönüm noktası bulunuyor. Binbir engelle mücadele ederek okuma yazma öğrenmesi, zorla evlendirilişi, savaş sırasında tanık oldukları ve Jerzy Ficowski ile tanışması bu dönüm noktalarından en önemlileridir.

 Yahudi bir kadına kendisine okuma yazma öğretmesi için götürdüğü çalıntı tavuğun dayanağını filmde annesinden işittiğimiz şu sözlerde buluyoruz:

 “Tarlalarda büyüyen her şeyi, Tanrı’nın yarattığı gıdaklayan ve tırmıklayan her canlıyı alabilirsin. Tamam mı? Su içtiğinde suyu çalmış oluyor musun?”

Papusza için okuma yazmayı öğrenme süreci hiç kolay olmaz. Ancak O, uğradığı tüm baskı ve şiddete rağmen okuma yazma öğrenmeyi başarır.

1910: “Tüy gibi hafif yürüyesin bu dünyada.”

Kilise çanlarının yankı bulduğu ve kar tanelerinin atıştırdığı gri bir gökyüzünden, havlayan köpeklerin koşuşturduğu ve keçi sürülerinin adımladığı çamurlu yollara düşüyoruz. Takvimler 1910’u gösteriyor. Çocuk yaşta bir kadın bir başına yükselen otların arasında bir bebek dünyaya getiriyor. Gece düştüğünde ise ay ve yakılan ateşin ışığı altında bir çarşaf içinde sallanan bebeğe dualar okunuyor. 

“Tüy gibi hafif yürüyesin bu dünyada.”

Bu doğum seremonisinin hemen ardından bebeğin adını söylüyor annesi: “Papusza”

1925: "Orman baba, yüce orman. Acı bana, mühürle rahmimi."

Üvey babası bir köstekli saat ve az miktarda paraya Dionizy Wajs ile 'anlaşınca' Papusza kendinden yaşça büyük bu adamla zorla evlendiriliyor. 

15 yaşındaki Papusza'yı düğün günü başına yerleştirilmeye çalışılan bir duvak ve hemen duvağın altında rüzgârda dalgalanan saçları ile görüyoruz. 

Sahnenin sessizliği ve dinginliği sebebiyle rüzgâr sesi dokunaklı bir hâl alıp izleyenin içine işliyor. Kalbimiz Papusza ile tam da orada atıyor hâliyle. 

1939: Porajmos - Çingene Soykırımı

Çingeneler, 1935'te çıkarılan Nuremberg ırksal kanunları (Alman Kanı ve Onurunun Korunması Kanunu, Nazi Almanyası Yurttaşlığı Kanunu) Nazilerin hedeflerinden biri haline geldi. 1936'da ise "Çingene Belasıyla Mücadele Merkez Ofisi" açıldı. 

Çingeneler için imha süreci, 1941 yılının Sonbaharı'nda başladı. Çingeneleri bulmak, öldürmek, toplama kamplarına göndermek için Einsatzgruppe denen özel timler oluşturuldu. 

SS ve polis yetkilileri tarafından Bergen-Belsen, Sachsenhausen, Buchenwald, Dachau, Mauthausen ve Ravensbrück toplama kamplarında hapsedildiler. Birçok çocuk Nazi doktorlarının korkunç deneyleri sonucu hayatını kaybetti. 

Auschwitz-Birkenau, Chelmno, Belzec, Sobibor ve Treblinka Ölüm merkezlerinde binlerce Çingene öldürüldü. 

Auschwitz toplama kampının ilk komutanı Rudolf Höss anılarında, öldürülen Çingenelerin arasında çok sayıda çocuk, yaşı neredeyse yüze varan ihtiyarlar ve hamile kadınların olduğunu yer almaktadır.

II. Dünya Savaşı'nda Nazi yönetimince gerçekleştirilen Çingenelere yönelik soykırım Porajmos olarak adlandırılmaktadır.

Kanlı Gözyaşları

(1943’ten 1944’e Volyň’de Alman askerlerinden çektiğimizdir.)

Ormandayız. Su yok, ateş yok – açlık büyük.
Çocuklar nerede uyuyacak? Çadır yok.
Geceleri ateş yakamıyoruz.

Gündüz, dumanı Almanlar görür.
Kışın soğuğunda çocuklar nasıl yaşayacak?
Hepsi yalınayak…
Bizi öldürmek istediklerinde,
önce bizi çalışmaya zorladılar.
Bir Alman geldi bizi görmeye.
– Sizin için kötü haberlerim var.
Sizi öldürecekler bu gece.
Söylemeyin kimseye.
Ben de bir garip Çingeneyim,
sizin kanınızdan – hakiki bir Çingene.
Tanrı yardımcınız olsun
bu kara ormanda…
Bunları söyledikten sonra,
sarıldı hepimize…

İki üç gün hiç yemek yok.
Herkes aç gitti uykuya.
Uyuyamadılar,
diktiler gözlerini yıldızlara…
Tanrım, ne de güzel yaşamak!
Almanlar izin vermeyecek…

Ve sen, benim küçük yıldızım!
Şafakta nasıl da büyüksün!
Kör et şu Almanları!
Aklını al şunların ki yaşasın
Yahudi ve Çingene çocukları!

Karakış gelip çattığında,
ne yapar bir Çingene kadın küçük bir çocukla?
Nereden bulsun giysiyi?
Her şey paçavraya döndü gitti.
Ölesi gelir insanın.
Kimse bilmez, yalnız gök bilir,
ağıtlarımızı yalnız nehir duyar.
Kimin gözleri görür bizi düşman gibi?

Kimlerin ağzı lanetler bizi?
Tanrım, dinleme onları,
duy bizi!

Soğuk bir kış gecesi,
Yaşlı Çingene kadın anlatır
bir Çingene masalını:
Sarı sıcak bir kış,
kar gelecek küçük yıldızlar gibi,
örtecek dünyayı, ellerimizi.
Kara gözler donacak,
ölecek yüreklerimiz.

Çok kar düştü,
kapattı yolları.
Gökte yalnız Kehkeşan kaldı.

Böyle buz gibi gecede,
küçük bir kız öldü
ve dört gün içinde
dört oğlanı gömdü anneler
karın içine.
Güneş, sen olmayınca işte böyle,
gör bak, bir küçük Çingene,
nasıl öldü bu koca orman içinde.

Cümle kuşlar yakarıyor,
çocuklarımız için,
hainler, engerekler öldürmesin diye.
Ah, talihim!
Benim talihsiz talihim!

Kar yapraklarca kalın,
kapatıyor yolumuzu,
öyle bir kar ki örtüyor tekerleri.
Önden gidip yolu açmalı birisi
arabaları arkadan itmeli.

Ne kadar çok umutsuzluk ve açlık!
Ne kadar çok keder ve yol ne uzun!
Ne kadar çok taş var ayağımızı kesen!
Ne kadar çok kurşun var kulağımızın dibinden geçen!

Bronislawa Wajs (Papusza)

*Çeviren: Ozan Çororo

1949: "Duyun şarkımı dünyanın dört bir yanındaki Çingeneler. Duyun beni, karşılık verin yakarışlarıma."

Yıllar sonra Çingene kafilesi ile birlikte yaşayan ve hakkında yakalama kararı bulunan kaçak yazar Jerzy Ficowski, Papusza'nın şairliğini kısa sürede fark eder ve şiirlerini kâğıda geçirmesi için onu cesaretlendir. Yakalama kararı kaldırılıp evine döndüğünde ise Papusza'nın mektuplar aracılığıyla gönderdiği şiirlerin Lehçe'ye çevrilerek yayılmasını sağlar. 

Gazetelerde yer bulan ve dergilerde şiirleri yayımlanan Papusza için bu pozitif hava Jerzy Ficowski'nin Çingeneler üzerine kitabının basılması ile değişir. Ve ardından Papusza'yı yıkacak olaylar peşi sıra gelir. Kendi toplumu onu hedef gösterir. Polonyalı Çingeneler'in karar alıcı ve temsilcisi olarak görünen Baro Şero'nun (Obabaşı) huzuruna çıkarılır ve mahrime ilan edilir.

Mahrime Nedir?

“Romanların bir çoğu Gadjo/Gadje’nin tehlikeli olduğuna, onlara güvenilmemesi gerektiğine, yaşantılarına sürdürebilmeleri için Gadjo/Gadje ile ticaret dışında hiçbir ilişkiye girilmemesi gerekliliğine inanırlar. Genel olarak Gadjo/Gadje’nin mahrime (kirli) olduğunu düşünürler. Onlarla gereksiz ilişkilere girmenin kirlenmeyi göze almak olduğu anlamını taşımaktadır.”

Fonseca, Isabel (2002); S. 21-22

*Gadjo: Yabancı

1971: "İşte geliyor Çingene kafilesi."

Tavuk hırsızlığından dolayı alıkonduğu Devlet Hapishanesi’nde buluyoruz yaşlı Papusza'yı. Bakan tarafından görevlendirilen bir yetkili Papusza'yı hapishaneden çıkarıp şiirlerinin Devlet Orkestrası tarafından bestelenerek icra edildiği salona götürüyor. Onur konuğu olarak şık giyimli insanların arasına karışması isteniyor ancak Papusza yaşadıklarından dolayı şiir yazmadığını ve şair olmadığını iddia ediyor. 

Bu süreçte devreye giren Bakan'ın tavrı kalkan bastonu olunca Papusza mecbur kendisi için ayrılan koltuğa oturuyor. Ve Devlet Orkestrası tarafından bestelenen mısraları tüm salona yayılıyor. 

"İşte geliyor Çingene kafilesi. 

Araba tekerlekleri dönüyor ve gıcırdıyor. 

Karavanlara bağlanan atlar kişniyor ve köpekler havlıyor. 

Rüzgârların üstünde taşınır hepsi.

Adamlar eşlerine evlerine girmelerini söyler

Ve kışkışlarlar bizi.

Çocuklarımız ekmek dilenir.

..."

Filmin çoğu sahnesi siyah beyaz harika bir doğaya açılıyor. Polonya düzlüklerine, karlı ovalara, göl manzaralarının ve uzun ağaçların arasına götürüyor izleyeni. 

Filmin ardından çayırlardan ilerleyen atlı arabaların tekerlek gıcırtıları kulağımızda, Papusza'nın şarkıları ise ruhumuzda emanet kalıyor. 

Film bir yandan "Çingene Vaftizi"ni öğretirken bir yandan da Çingenelerin ötekileştirilmesi konusunda özeleştiri yapmamıza vesile oluyor. 

Muazzam kareler, sözleri aşan betimlemeler ve müziklerle dolu iki saat sizleri bekliyor...

İyi ki Çingene arabalarından çamurlu yolların, ormanların, rüzgârın şarkısını söyledin Papusza!

Filmden İzler:

Şiir Nedir?

Tarzan: "Ne yazıyorsun buraya?"

Jerzy Ficowsk: "Şiirlerimi yazıyorum."

Tarzan: "Şiir ne demek?"

Jerzy Ficowsk: Şiir, yarın olduğunda dün hissettiğin duyguları sana anımsatan bir şeydir. 

Tarzan: "Başını ağrıtmıyor mu bu? Ben dayanamazdım valla buna."

Dün ve Yarın Üzerine...

Rapusza: "Biz dilimizde ‘dün’ü ve ‘yarın’ı aynı kelime ile ifade ederiz."

Jerzy Ficowsk: "Taishia."

Rapusza: "Evet. "

Hitler'in Kıskançlığı...

Dionizy Wajs: “Jurko! Hitler Çingeneler’den neden bu kadar nefret etti ve bizi katletti bilir misin?”

Jerzy Ficowsk: "Hitler’in katletmediği halk mı var ki?"

Dionizy Wajs: “Çünkü bizi kıskanıyordu. Biz Çingeneler’in hayal gücünü ve zekâsını kıskanıyordu. Kıskandığı için de katletti.”

Filmin Müzikleri:

Kimi zaman demir parmakların arkasından, ormanın derinliklerinden, katledilen canlar arasından, atıştıran karın altında soğuktan titreyen bedenlerden kimi zaman ise eski bir ceketin yamasından doğuyor filmin müzikleri…

Oldukça zorlanarak seçtiğim müziklerden birkaçını hemen aşağıda dinleyebilirsiniz. 😊

Filmden kareler ile "Kicý bidy i bokhá!

Orkestra versiyonu: "Kicý bidy i bokhá!"

Romani Bath - Jasfá i sabén

Romani Bath - Syr terné ćhajá

Romani Bath - Oj, syr šukár te dźivéł

Elżbieta Towarnicka, Andrzej Biegun, Orkiestra i Chór Polskiego Radia w Krakowie - Tradén romá

"Kanlı Gözyaşları" şiir çevirisi: Ozan Çororo 

“Yolların Özgür Şiiri: Papusza” / Parsomen fanzin


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Cemre Kıral<span class="bp-verified-badge"></span>

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF