BİR KÜÇÜK İSYAN MESELESİ

" Bazı acılar sessizdir, ölüm gibi..." Neşe Ağaoğlu 11 dk


BİR KÜÇÜK İSYAN MESELESİ

Karanlık; kimine göre eşsiz bir güzellik, kimine göre acı dolu bir sessizlik, kiminin korkusu, kiminin huzuru… Kiminin sessiz çığlıklarının yankılandığı bir zaman dilimi, kiminin sadece sustuğu ve korkularıyla yüzleşmekten bir kere daha kaçtığı bir andan ibaret. Susmak veya konuşmak; korkmak, kaçmak veya cesur olup herkesle ve her şeyle yüzleşebilmek. Hayat seçimlerden ibaret değil mi zaten. Seçmek istediklerimizden ve seçmek zorunda bırakıldıklarımızdan…

Ekim ayının ilk gecesiydi. Ölümün habersizce, ansızın ve tüm acımasızlığıyla gelerek beni bazı seçimlere zorladığı kapkaranlık bir gece… Hani donup kalır ya bedenin, tir tir titrersin, anlamaya çalışırsın olup biteni fakat buna bir türlü cesaret edemezsin. İlk tercihini yaparsın o an. Ya susmayı seçersin, ama öyle bir susmak ki konuşmayı kendine küstürürcesine ihtişamlı ve göz alıcı ya da o anki korkunu ve duygularını çığlıklarınla taçlandırmak istersin. Gecenin karanlığına karışıp giden uzun ve acı dolu çığlıklarınla… Ölümün, hayatın gerçeği olduğunu anladığın o gün her şeyin anlamsızlaştığını hissedersin iliklerinde. İlk önce anlayamazsın veyahut kendini kandırırsın. Yüzleşemezsin gerçeklerle ve kaçmayı tercih edersin. Yüzleşmek zorunda olduğun gerçeğin ölüm olduğunu anlaman zaman alır. İçinde bir yerlerde çok iyi bildiğin fakat sevdiğin insana konduramadığın bu gerçeğin ölüm olması… Hayat durmuştur artık senin için. Sürekli aynı şarkıyı çalan bir plak gibi takılı kalırsın o anda. Uyuyamaz, yemek yiyemez hatta bazen nefes almakta bile zorlanırsın. Etrafındaki insanların konuşmaları, yaptıkları, her şey o kadar anlamsız gelmeye başlar ki kendi içine kapanır ve sadece susarsın. Günler geçer, aylar geçer, yıllar geçer de bir o an geçip gitmez hayatından. Sen o ana ve yaşadığın acıya öyle bir sarılırsın ki, tüm benliğinle her bir hücrenle… Geriye kalan şeyler birkaç fotoğraf ve anılardır artık. Hala ölümü kabullenemeyen benliğin, fotoğraflarda ve anılarda yaşatır sevdiği insanı. Yüzünü ve kokusunu unutmamak için her gün fotoğraflarına bakar eşyalarına sarılırsın. “Dört harf, iki hece…” Herkesin rahatlıkla söyleyebildiği bu kelimeye yıllarca düşman olursun. Korkmazsın, kaçmazsın ondan ama sevdiğin insanı -gözünü kırpmadan tüm acımasızlığıyla- senden almış olmasını bir türlü kabullenemezsin. Bir şey yapamayacağını anladığın an geriye tek bir şey kalır: “Susmak”.

Hislerini ve duygularını herkesten saklamaya başlarsın. Çünkü anlamışsındır artık söylenen sözlerin ve yapılan tesellilerin senin için hiçbir anlam ifade etmediğini. Kendine bir duvar örersin. Gerçek benliğinle sadece başını yastığa koyduğun zaman yüzleşirsin. Farklı bir insan yaratmışsındır artık. Canın yanmasın diye ördüğün duvarı çok sağlam zanneder ve arkasına saklanırsın. Haberin yoktur hayatın ve insanların karşına neler çıkarabileceğinden veya canının kaç kere daha yanabileceğinden. Ördüğün duvar zamanla bir enkaza dönüşür ve arkasında sakladığın benliğin yaralanmaya kaldığı yerden devam eder. Aldığın her bir darbede, tekrar ayağa kalkamayacağını düşünür ve her şeyden vazgeçmek istersin; kendinden bile. Ama hayat her zamanki gibi seni şaşırtmaya devam eder ve daha güçlü biri olarak kalkarsın ayağa. Öfkeli ve soğuk biri olduğunu söyleyenler olur. Öfkenin ve sinirinin sebebini bilmeyen ve zaten bununla ilgilenmeyen insanlar… Hepsi gelir ve geçer hayatından. Her giden bir iz bırakır arkasında. Bazen iyi bazen kötü. Alışmışsındır artık düşmeye ve yeniden ayağa kalkmaya. Eskisi kadar yanmaz canın. Ama içindeki bitmek bilmeyen öfkeyi fark eder ve dindirmeye çalışırsın. Susturmaya çalıştığın öfken, her seferinde daha da alevlenerek seni de sevdiğin insanları da yakmaya devam eder; ta ki seni yalnızlığa mahkum edene kadar. Halbuki yüzleşmen ve kabullenmen gereken şeyin ne olduğunu çok iyi biliyorsundur fakat hala buna cesaret edemiyorsundur. Öfkeli olduğun ve bir türlü yüzleşemediğin: “Dört harf, iki hece…” 

Ölümü kabullenip de bu durumla yüzleşmeyi başardığında üstünden kalkan yüklerin ağırlığında yıllarca ezildiğini hissedersin. İçindeki öfkenin ve isyanının kendine ve başka insanlara olmadığını anladığın o an özgürleştiğini fark eder ve hayatına yeni bir tercihle devam edersin. Bu sefer isteyerek yaptığın bu tercihin sana şans getirmesini ve yalnızlığına bir son vermesini umut edersin. Bu da benim “Bir Küçük İsyan Meselem”. Öfke dolu ve yarası henüz kanayan yüreklere… 


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Sinem Enligün

8 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Canım kızım harika bir yazıydı beni çok duygulandırdın. Her zaman başarılıydın, başarılarının devamını dilerim.

  2. Dosta düşmana karşı
    Sığmaz dört duvarın yasına dikenli tele
    Cesur mermidir mavzer yatağında bu
    Önü kıtlık kıran zemheri
    Ardı ateş külü kızılcık
    Ve menekşedir

  3. Çok duygusal ve akıcı bir yazı olmuş. Okumaktan çok zevk aldım. Devamını bekliyorum. Başarılarının devamını dilerim.

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF