Bir Eylül Mübadelesi (Olanlar Oldu)

Kalplerde hazin bir hatıraydı artık, vedanın ve hasretin türküsü dudaklarda yarım... 10 dakika


Yaşayanlar unutmuştu bizi,

Biz öldüğümüzle kalmıştık…

-Cemal SÜREYA

     Masmavi bir sonbahar gecesiydi ve o gece sabaha erdi. Kendine de söz verdiği şekilde düğüne gider gibi, umudun en şanlı, en mavi elbiselerini giyecekti. Bir kıpırtı vardı içinde. Sancıyla geçen bir doğuma yakınlık hissiydi bu. Vakti gelecek, bu emek yeşerecek dediği vakit gelmişti. Zaferle mübadele edilecek kıdemli bir mücadelesi vardı. İlmek ilmek ördüğü umutlarının, teker teker döktüğü saçlarının, vuslatından kaçtığı hasretlerinin, gözyaşıyla suladığı yollarının, geç bulduğu aidiyetin tapusunu alacaktı  kaderden. Kışın beyaza bürünen şehre ve donan ırmağa tepeden bakan, bahar aylarında yağmur damlalarının tınısını duyduğu, önünde konserve kutularında kar suyu biriktirdiği, elleriyle buz sarkıtlarını kopardığı penceresinin tapusunu alacaktı. Sonra bir şeyler oldu. Vakit geldi ve bir gök gürledi sanki. Bir sağanak tutturdu hayat. Bir yankı kopardı gökyüzü. Pislikten ve karanlıktan ibaret bu yer, bu karmaşık işlerin döndüğü gayya kuyusu, kendi devrimlerine vurduğu bilmem kaçıncı ama son prangayı da vurmuştu artık. Kabul etmedi önce, belki de işler onun zannettiği kadar korkunç değildi? Belki olup bitenlerin kimse farkına varamamıştı? Hayır öyle değildi. Şüphesiz bir Yakup olmasa da, onun da Külbe-i Ahzân’ı yani Hüzünler Kulübesi, sırtına son yükünü yüklemişti galiba. Son umudu da giyotine yatırmıştı bir cellat. Yüzüne gözyaşlarıyla alevler püskürse de celladın, yaptığı idamdan nasıl da ustaca, ölçülü, naif ve rahatça söz ediyordu. Keşke tüm sorumluluk kendisinde olsaydı. Çok şeyi değiştirmek isterdi tabi ki. Çünkü kendini cezalandırmak, eğer yaptığı eşeklik ise bilmem kaç kat acı duyacak şekilde ödemek için, içinde şiddetli bir istek uyanıyordu. Bir bedel ödenecekse daha öncekiler gibi ödenirdi. Ama öyle değildi. Olanlar olmuştu. Yaşamın uçurumundan atlayan bir kelime işçisinin de dediği gibi: 

“Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya:
Olanlar oldu tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!” diye, ayın on yedisinde, tam on yedi kez tekrar etti art arda. Tam on yedi bıçak yarası almıştı sanki. İçi içini yerken olanları çaresizce izliyor, bağıra bağıra, ellerini toprağa vura vura, bir dostun omzunda ağlıyordu. Damarlarından kan fışkırırcasına, kusarcasına… 

     Herkesin ve her şeyin, herkesi ve her şeyi olduğu, ışıklarının yandığı bu yerde misafirdi, eldi artık. Son kez dokunacaktı oralara, sevdiklerine, kapının koluna dokunma sayısı bile sınırlıydı artık. Geri sayım başlamıştı. Gelmişti ve gidiyordu. Oysa ne kadar da gitmeyecek gibiydi. Oysa ne kadar da kalınasıydı. Bu kadar anıyı, yaşanılmışlığı hangi valiz alır, hangi kalp taşırdı? Bütün sayfaları yırtılıyordu kitapların, pencereler iniyor yerlere, gardırop menteşeleri acı acı bağırıyordu. Arkasına dönüp gülümseyerek bakılacak bir hikaye değildi bu. Güzel günleri, gönlünün gölgesine sığındıkları arkasındaydı artık. Ait olmadığı yerde var olma mücadelesi mağlubiyetle sonuçlanmıştı. Sonunu göremediği hikayenin son satırları belliydi artık. Elbette ki ölmezdi ama artık yaşamak da kolay değildi galiba. Son kez baktığını bilse de aynalara, merdivenlerde adımlarının son kez birbirini kovaladığını bilse de, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağına ikna olamasa da gerçekten iyiydi o gün. O günü takip eden günlerde de. Var olduğunu kanıtlayan bütün hisleri buza kesmişti. Hiçbir şey hissetmiyordu. Hiçbir şey hissetmemek de güzel şeymiş aslında. İyi olduğunu zannettiren süper bir güç.  Bir yanı veda ediyordu yavaş yavaş. Bu yüzleri son kez görecek, bu şehri son kez adımlayacaktı. En sevdiği sokağın adını, en sevdiği ağacın gölgesini, gönlünde demlendiği o dostları hep düşleyecekti… Anısı olan sokaklarla, diz çöktüğü kaldırımlarla vedalaşacaktı. İlk sevildiği, ilk yıkıldığı şehirle arasını bozmuştu hayat. Kendine bile misafirdi artık. O günün gecesi uykuyu kaybetti, ertesi gün kendini… Kalplerde hazin bir hatıraydı artık, vedanın ve hasretin türküsü dudaklarda yarım… 


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

Çetin DURMAZ<span class="bp-verified-badge"></span>

Bir Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam Engelleyici!

Web sitemiz, ziyaretçilerimize çevrimiçi reklamlar göstererek yayın hayatını sürdürmektedir. Lütfen web sitemizi beyaz listeye ekleyerek bizi desteklemeyi düşünün.

Format Seç
Kişilik Testi
Kişilik hakkında bir şeyler ortaya çıkarmayı amaçlayan bir dizi soru
Bilgi Yarışması
Bilgiyi kontrol etmeyi amaçlayan doğru ve yanlış cevapları olan bir dizi soru
Genel İçerik
Embed'ler ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Embed içerileri
Ses
Soundcloud ve Mixcloud Embed'leri
Görsel
Fotoğraf veya GIF