Bilinmeyene Mektuplar – IV

Kaybetmek... Nefret edilesi, yok olası şu duygu... -Anıl Pakoğlu7 dakika


Kaybetmek… Nefret edilesi, yok olası şu duygu…

Umutlarım, düşüncelerim elimde olmaksızın yerini korkuya ve endişeye bıraktı. Bunun nedenini değil sana, kendime açıklamaktan bile korkuyorum. Çünkü artık bıktım… Hayatın en sevdiğim insanları acımasızca elimden alışından, inandığım her şeyin birer birer yok oluşundan, sürekli kaybetmekten… Yoruldum…

Şu ardı arkası kesilmeyen hayallerim yok mu! İşte bütün korkularımın sebebi onlar. Onlar bana senle alakalı öyle güzel şeyler kurduruyor ki, bir anda kendimi cennette gibi hissediyorum. İçim tarifsiz bir huzurla doluyor. Aynı zamanda bir çocuk kadar heyecanlanıyorum. 

Sonra bir an duruyorum. Bu tarifsiz mutluluğa bir son vermeliyim deyip kendimi toparlıyorum. Bunu yapmaktan nefret ediyorum ama biliyorum ki eğer bunu yapmazsam yok olacağım. İnandığım, düşlediğim her şey yerle yeksan olacak. Haksız da sayılmam. Şu güne kadar kurduğum hayaller ne zaman mutlulukla tamamlandı ki !?

Aklıma, kalbime hakim olmak istemiyorum. Umarsızca, sonunu düşünmeksizin seni düşlemek, yalnızca seni düşlemek istiyorum…

Neden! Neden her güzel şey mutsuzlukla biter. Neden en güzel duygular yaşanmadan mezarlıklar ülkesine göç eder. Neden hayaller gerçeklerle kavuşamaz. Neden…

Şunu bilin ki en büyük ayrılık hayaller ve gerçekler arasındadır. Hayaller her zaman umut verir. Gerçekler daima hayalleri yaşamak için bekler. Gerçekler adımını attığı anda hayaller bir toz bulutu gibi kaybolur gider. Geriye ne mi kalır? Yalnızca mutsuzluk…

Peki söylesene hayat… Yetmedi mi hayal kırıklıkları, boşa bekleyişler, sevgisizlikler, kaybetme korkusu…

Ah şu kaybetme korkusu… Seni düşünürken yaşadığım en aciz duygu… İnsanın öldüğü günü hayal etmesi gibi öyle derin ve öyle üzücü. Evet üzücü çünkü bu hayat yaşanılmaya değer bir yer. Çünkü bu dünyada sen varsın ve senin olduğun yer daima güzellikler diyarıdır.

Seni kaybetmek korkusu ise bir ölüm gibi öyle sinsi ve öyle ansızın. Öyle ansızın ki, bir gün ya var olmak ya da yok olmak gibi. Seni kaybetmek, gözün kapalı yol seçmek gibi. Seçilen o yolun sonunda derin bir uçurumdan atlamakla eş değer sanki. Derin bir uykunun rüyasında yüksekten düştüğünde uyanıp ölmemek gibi. 

İnsan kendine neden acı çektirir ki? Sonunda belki de hüzünle dolacağı bir son onu beklerken neden bir sürü hayal kurar? Neden günden güne kendini bitirir?

İşte… Bütün bu soruların tek bir yanıtı var. O da sensin. Her ne olursa olsun düşlemeye ve düşünmeye değer en güzel şeysin. 

Peki ya seni düşleyemeyeceğim, düşünemeyeceğim günler gelirse? Ya birbirimizin olmadığı bir yaşama alışırsak? Ya seni sonsuza kadar kaybedersem…?

Kaybetmek… Nefret edilesi, yok olası şu duygu…


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

Anıl Pakoğlu<span class="bp-verified-badge"></span>

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam Engelleyici!

Web sitemiz, ziyaretçilerimize çevrimiçi reklamlar göstererek yayın hayatını sürdürmektedir. Lütfen web sitemizi beyaz listeye ekleyerek bizi desteklemeyi düşünün.

Format Seç
Kişilik Testi
Kişilik hakkında bir şeyler ortaya çıkarmayı amaçlayan bir dizi soru
Bilgi Yarışması
Bilgiyi kontrol etmeyi amaçlayan doğru ve yanlış cevapları olan bir dizi soru
Genel İçerik
Embed'ler ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Embed içerileri
Ses
Soundcloud ve Mixcloud Embed'leri
Görsel
Fotoğraf veya GIF