Aze’nin Dilekleri (Bölüm 5)

(Bazen dilekler bizi yanlış yönde etkileyebilir) 19 dk


Aze’nin Dilekleri (Bölüm 5)

(Bazen dilekler bizi yanlış yönde etkileyebilir)


‘Şiddetin Kaynağı’ adlı yazım için tıklayın…

Diğer ‘Edebiyat‘ içeriklerine ulaşmak için tıklayın…


                  (BÖLÜM 5: “AZE, ÇUÇİ’Yİ KAYBETTİ.”)

Aze, abisi ile birlikte her sabah olduğu gibi okula gitmek için yola koyuldular. Abisi önden hızlı hızlı gidiyordu.

Aze, sırt çantasını çeke çeke koşmaya çalışıyordu.

“Abi, beklesene! Allah’ım Rabim ya anneme söyleyeceğim seni, neden beklemiyorsun? Dursana”

Ali, Aze’nin bağırışlarına daha fazla kayıtsız kalamadı. Olduğu yerde durdu ve “Hadi senin yüzünden okula geç kalacağız“ dedi ve tekrar yürümeye koyuldu. Aze, nihayet abisine yetişti ve elinde sımsıkı tutuğu taşı göstererek; “Bak bak gördün mü? Bu gerçekten dilek yıldızıymış. Adı bile var. Adı da Çuçi. Akşam olunca canlanıyor, konuşabiliyor. O asıl bunu duyunca şaşıracaksın, ışık topundan bir arabası bile var.” dedi heyecanla.

Abisi, kahkaha attı sonra bir anda ciddileşip “Sen bunlara çekten inanıyor musun? Saçmalama yok artık yemekte yiyor mu bari?” dedi alaycı bir tavırla.

“Yo gerçekten gözümle gördüm. Hatta beni ışık topu arabası ile gökyüzüne çıkardı. Bütün gezegenleri yıldızları çok yakından gördüm ve çok büyüklerdi. Oradan dilek sarayına gittik. Hepsi beni tanıyor ve dileklerimizin kabul olması için çalışıyorlardı. Benim özel bir olduğumu söylediler.” dedi anlatırken o anları tekrar yaşıyor gibiydi. Ali, Aze’ ye daha farklı davranıyordu. Onu dinlemiyor, tersliyordu. Yine yolun ortasında durup “Demek bütün dileklerin kabul oluyor ha, senin bir şey bildiğin yok anladın mı? O gün krep yapmasını anneme ben söyledim. Yani bu taş parçasının bir işe yaradığı yok ama herkes senin isteklerin olsun diye uğraşıyor yıldızlar, annem babam.” dedi sessizce.

Aze, abisini sözleri karşısında şaştı kaldı.

“Yalan söylüyorsun, beni kızdırmak için söylüyorsun işte hem babam bana bir şey yapmadı ki.” dedi.

“Akşam konuşurlarken duydum. Bütün keçileri ve hayvanlarımızı satsak bile bir araba alacak kadar  para etmiyormuş. Kışın çocuklar okula gidemez, soğukta hasta olurlar.” dedi.

Aze, merakla “Eeee” dedi.

E’si işte hayvanları satıp şehre taşınacakmışız. Küçük bir kapıcı dairesi bile bakmış inşaat işinde çalışacakmış.

“Ne güzel işte hem sende arkadaşlarınla top oynayabileceksin. Yaşasın! Bende arkadaşlarımı doğum günüme çağırırım” dedi bir dileği daha kabul olduğu için çok mutluydu. 

“Babam ne anlar inşat işinden, düşünebiliyor musun? Biz şehre taşındığımızda o dilek tutuğun yıldızları bir daha görmeyeceğiz. Peki zeytin ne olacak? Taze süt içemeyecek, annemin çok sevdiği çiçekleri kalacak hepsi kuruyup yok olacak. Hepsi senin dilek yıldızın yüzünden.” dedi ve Aze’nin dilek yıldızını elinden çekip aldığı gibi yol kenarındaki çalılıların arasına fırlatıp attı.

“Ne yaptın sen yıldızımı niye attın” dedi ve ağlaya ağlaya çalılıkların arasına gitti. Her tarafa baksa da dilek yıldızına benzeyen bir sürü taş parçalarının arasında göremedi. 

“Aze, gel artık zil çalmak üzere hadi gidelim al oradan bir taş hepsi aynı zaten.” dedi ve gıcık gıcık konuşmaya devam ediyordu. Belli ki babasının bu kararı onu fazlasıyla üzmüştü.

Aze arkada abisi önde okula geldiler. Aze derse geç kalmıştı. Hocasına olanları bir bir anlattı. Arkadaşları Aze’nin anlattıklarına kıs kıs gülüyorlardı. Hocası gülümsedi, “Ne güzel hayallerin var. Umarın yıldızını bulursun hadi geç yerine bakalım.” dedi. Aze’ye onlar da inanmamış, hayal olduğunu söylemişlerdi.

Aze bütün gün gözünü camdan ayırmadı. Teneffüse bile çıkmadı. Bir an önce paydos zilini çalmasını bekliyordu. Sonunda beklediği zilin sesini duyar duymaz koşarak sınıftan çıkıp gitti. Abisini bile beklemedi. Doğru abisinin yıldızını attığı çalılılarına arasına girip aramaya koyuldu. Ali arkasından koşarak geldi. 

“Neden beklemedin! Bir saattir sana yetişmeye çalışıyorum. Buldun mu bari taşını?”

“Hayır, bulamadım hiçbir yerde yok. Her yere baktım senin yüzünden işte.” diyerek ağlamaya başladı.

Bir süre ikisi de dilek yıldızını aradı ama bulamadılar. Aze, eve gelince odasından hiç çıkmadı kimseyle konuşmadı. Akşam yemeği saatinde babası kucaklayıp sofraya getirdi. “Kim üzmüş benim ceylanımı bakayım.” diye onun gönlünü almaya çalışıyordu.

“Sana bir sürprizimiz var duyunca çok sevineceksin.” dedi annesi bir taraftan da sıcak çorbayı kaselere dolduruyordu.

Aze, şımarık bir ses tonu ile hemen atıldı.

“Evet, biliyorum şehre taşınacakmışız abim söyledi. Hem abimde gitmek istemiyor bende gitmek istemiyorum Zeytin’i gelmeyecekse ben hiçbir yere gitmiyorum. Baba şehirde neden yıldızlar görünmez?” diye sordu.

Ahmet Bey bu beklenmedik soru karşısında gülümsedi.

“Tabii ki görebilirsin yıldızlar her yerden görülebilir”

Hemen Ali atladı: “Ama bizim  damda gördüğümüz kadar parlak ve net değiller arkadaşlarım Ay ‘dan başka yıldız göremediklerini söylüyor. Sokak ışıkları onları görmemizi engelliyormuş.” dedi ve hızlıca çorbasını içmeye devam etti. Aze, abisinin bu sözleri üzerine sofradan kalktı. Omuzlarını silkip “Bana ne ben dilek yıldızımı bulmadan hiçbir yere gitmiyorum.” dedi abisine dönüp bir süre baktıktan sonra koşa koşa damın üstüne gitti.

Annesi Filiz Hanım: “Hay Allah ne oldu da fikrini değiştirdi. Her gün yoruluyorum diye şikayet ediyordu. Bak gördün mü? Şimdi de gitmek istemiyorum diyor ah bu çocuklar” dedi iç çekerek. Ahmet Bey, Ali’ye bakarak “Neden olacak abisi aklına girmiş. Sen neden biz söylemeden kardeşine böyle bir olayı söyledin. Hadi git şimdi kardeşinin gönlünü al gel anlaşılan sana da kızmış.” dedi öfkeyle.

“Tamam” dedi hiçbir şey söylemeden kardeşinin yanına gitti.

Aze, kucağında Zeytin ile birlikte oturmuş yıldızları izliyor hem ağlıyordu. Ali arkasından yaklaşıp “Çok güzeller değil mi?” dedi iç çekerek. 

“Git buradan sana küstüm. Konuşma benimle sen yıldızımı kaybettin.” dedi hiç yüzüne bile bakmadan.

Ali, bir süre sesiz kaldı ve yanın oturdu. Zeytin’in başını okşadı.

“Şehre gitmeyi çok istiyordun neden peki babamlara gitmek istemiyorum dedin” 

“Çünkü Zeytin ve yıldızlar olmadan yaşayamam, onları bırakıp gidemem. Şimdi ne yapacağız peki Çuçi olsaydı bize yardım ederdi. Sayende onu da kaybettim.” dedi üzülerek.

“Tamam, özür dilerim. Sen dileklerim kabul oluyor deyince sinirlendim işte.” dedi ve aklına bir fikir geldi. Olduğu yerden kalktı. “Hadi gidiyoruz” dedi kardeşinin kolundan tutup çekiştirdi.

“Nereye gidiyoruz?”

“Yolda anlatırım hani sen Çuçi gece ışık saçıyor demiştin ya şimdi bulmamız çok daha kolay olmaz mı?” 

“A evet, yaşasın onu ışığından hemen görürüz”

“Dediğin gibi gece ışık saçıyorsa tabi. Hemen gidip gelelim annemler fark etmeden.”

“Hadi koş koş gidelim çabuk o zaman” dedi Aze bütün öfkesini yine unutmuş. Ali kardeşini gönlünü alması bilmişti.

Ali kardeşine dönüp “Senden bir söz istiyorum.  Babamı şehre taşınmaması için ikna edeceğiz. Zaten bizim için gidecekler biz istemesek sorun olmaz tamam mı?”

“Tamam, söz hiçbir yere gitmeyeceğiz.”

“Nerdeyse yaklaştık ama ışık görünmüyor Aze iyice yaklaşalım belki seni görünce parlar.” dedi yavaşça birazda korkarak çalılıkların arasına girdiler. Etraflarına bakınırken taşın dibinden bir ışığın yavaş yavaş parladığını gören Ali “İnanamıyorum! Yoksa bu o mu? Ateş böceği mi?” dedi büyük bir şaşkınlık içinde.

Aze hiç korkmadan “Hayır o Çuçi” diye bağırdı. Yavaşça eline alıp onu öptü. Ali’nin ağzı bir karış açık, Aze ve Çuçi’yi izliyordu.

     (DEVAM EDECEK)


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Ayse Bozkurt

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF