Atiye’nin Kısa Eleştirisi

Atiye kendi özgünlüğünü yakalamak isterken kendine yabancılaşmış bir kültürün pençesine takılmış bir kelebek gibi bizi uzaklara götürüyor.3 dk


Bir film eleştirmeni olmasak bile biz izleyiciler film izlediğimiz sırada anlık olarak belli saptamalara ve ayrımlara gider olayların gidişatı hakkında bir çıkarıma varır ve o sahnenin saçma olup olmadığına karar verebiliriz. Özgünlüğü hakkında kendimizce bir pay biçebiliriz. Bu nedenle bir film eleştirisi yazmak bir film senaryosu yazmak kadar zordur zannımca. Çünkü okuyucu ve izleyici için önemli olanı belirlemek bir başkasının elindedir ve hangi yoldan gidilmesi gerektiğini yazan bir başkası vardır orada. İşte böyle bir Dünya’da kalem tutmak zor, hayata geçirmek daha zor ama belki de izleyen için hataları fark etmek daha kolaydır. İzleyici zaman zaman işte bu nedenle kendine “Bunu nasıl fark edememişler?” diye sorar. Çünkü bu zor bir matematik sorusunu çözüp dört işlemde sıkıntı yaşamakla eş değerdir bir bakıma. İzleyen için için o sınırın aşılma özgünlüğüne ulaşmış bir film ya da diziyle karşılaşmak istemektedir. Öyle olmasa bile izleyenin bir günde bitirdiği dizilerde muhakkak vardır. O dizilerden biri olan ve bugün izleyip bitirdiğim Atiye dizisinin ikinci sezonunun hissettirdiklerini paylaşmak istedim sizlerle. Dizide yaşanan olaylar ve durumlar hakkında bilgi vermeden derdimi anlatabilme yolculuğuma öncelikle hoş geldiniz. Güzel bir giriş yaptığımızı düşünüyorum. Tam da kaldığımız yerden devam edelim öyleyse. 

Mistik havasını Göbeklitepe ile çevreleyen Atiye’nin en muazzam yanı bize çok da görmediğimiz manzaraları bir arada sunması olsa gerek. İzleyici olarak burada Göbeklitepe’ye bir bakış atıyor ve merak ediyoruz nasıl bir gizem saklı bizim için orada diye. Sırf bunun için bile izlenmeye değer görüyoruz ve o heyecanı içimizde hissediyoruz. Ama burada takılıp kaldığımız bir nokta var ki bu genelde çoğu filmde karşımıza çıkmaktadır. Ana kahramanların kendini tanıma ya da bunun gerçekleşme durumudur. Yani bir olay karşısında kazanan ve özel güçleri olduğunu öğrenen kişi… Bu sırada ona yardım eden veya yardım ettiği kişiyle aşk yaşayan kişi. Tabi filmin her bir parçasında uhu görevi gören kötüler ve bunların eylemleri. Çekişme sürecinin ardından ise kaybederken kazanma süreci vs. Bu beklentiler izleyici daha bir filmi izlemeden oluşmuş klişelerdir.  Tüm bu süreç eskisi gibi haz vermeye devam ediyor mudur yoksa insanlar yine de izlemeye devam mı ediyordur? Her şeyin bir merakla başlayabileceğini düşünürsek burada izleyicinin de tüketim odaklı olduğunu anlamamız zor olmayacaktır. Bu nedenle çok kötü olmadıkça bir filme kötü demek ve derine inmekle uğraşmaz, izlemiş kalmayı tercih ederiz.

Atiye kendi özgünlüğünü yakalamak isterken kendine yabancılaşmış bir kültürün pençesine takılmış bir kelebek gibi bizi uzaklara götürüyor. Geçişler hızlı olduğunda iyi mi yoksa kötü mü olduğuna tam karar veremiyoruz. Hızlı bir geçişin bizi başka bir noktaya götürmesini beklerken araya giren dram ise bize “hadi, hadi artık bize istediğimiz tepkiyi ver” dedirtiyor. Bazı figürlerin ikinci sezondaki tek anlamlı yanlarının ana karaktere yardım etmek olduğunu görmek bir hayal kırıklığı yaratırken Urfa yöresindeki insanların mistik inancı özgünlüğünü buram buram hissettirmeye devam ediyor. Olayların çokluğu senaryonun zengin olmasını sağlamamış diyebiliyor ama içinde izlenmeye değer gördüklerimizle vedalaşamıyoruz.

Gerilim müziğinin ve birkaç sahnenin bizlere Dark’ı anımsatması ise içimizde özgünlük tartışmasına girmemize neden oluyor. Hızlı geçişler daha fazla tüketmemize sebep olduğu için bu seferde neden sorusunun cevabını filmin sezonu bitmeden anlamak ister hale geliyoruz. Yani izlettikçe sabırsız bir seyirci yaratan Atiye kötü bir merakın kovalamacasına takılmaktan kurtulamıyor. Olayların derinliğine sen özelsin diyerek değil de onun özel olduğuna izleyicinin karar verebileceği bir karakter ortamı yaratmak yerine bir aile mirasının izleyiciye yedirmek istenmesi ise diziyi vasatlaştıran özelliklerinden bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Kötü karakter olan Serdar’daki Karadeniz insanı havası ise dizide en başından beri ilgi çekmeyi başaran noktalardan biri olarak göze çarpmakta. Atiye kendini izlettiren, izledikçe içime sinmedi ama izlemeye devam edeyim dedirten bir dizi olduğunu ikinci sezon son bölüme kadar hissettiriyor. Karakterler daha mı derin çalışılmış olsaydı ya da biraz tahmin edilemez mi olsaydı diyerek son bölümde daha o anda Ozan’ı koşmasından tanıdım diyerek bitirmek istiyorum. Çünkü içimize sinmeyen şeyleri bazen anlatmak anlamaktan daha zordur özellikle bir film eleştirmeni bilgisine sahip değilseniz. Sevgiler…


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Nazan Taşlı

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sitemap - Güncel Gündem
Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF