3 Soruda Topraksız Tarım

14 dk


 İlk başta duyulduğunda kulağa pek hoş gelmeyen, bilhassa ülkemizdeki çoğu kişinin “Böyle bir şey olmaz! Bunlar sağlıklı değil!” gibi yargılarına maruz kalan topraksız tarım artık gitgide hayatımızın bir parçası olma yolunda ilerliyor. Singapur’dan İspanya’ya, Japonya’dan Hollanda’ya kadar birçok ülkede yaygınlaşan bu sistemler, bizim ülkemizde de pazarını günden güne büyütmekte. ”Peki, topraksız bir tarım mümkün müdür? Mümkünse geleneksel tarıma göre zararlı mıdır? Ayrıca neden ilerleyen yıllarda biz bunu daha fazla duymak zorunda kalacağız?” gibi soruları siz de soruyorsanız gelin bu yazıda birlikte cevaplarını arayalım.

1)Topraksız Tarım Mümkün Müdür?

 Elbette mümkündür. Zira bitkinin ihtiyacı olan şey toprak değil, topraktan alması gereken vitamin ve minerallerdir. Bitki zaten bu yüzden köklerini toprağın içinde yaymak zorunda kalır. Çünkü ihtiyacı olan besine yönelmesi gerekir. Buradan iki olumsuz sonuç çıkartmak mümkündür: Bitki enerjisini besin bulmaya harcayarak kökünü büyütürken gövde üstü yeterince gelişemiyor ve bitki maalesef ihtiyaç anında istediği vitamin ile mineralleri bulamadığı için de bu da bitkinin büyümesini olumsuz yönde etkileyen bir unsur oluyor.

 Çok basit bir örnek verelim, kafanızda iki tane çocuk canlandırın. Bunlardan biri büyümesi için ihtiyacı olan gıdalara kolayca ulaşabiliyorken diğer maalesef ihtiyacı olan gıdalardan mahrum kalıyor. Hangisi daha sağlıklı büyür diye sormama gerek bile kalmıyor aslında. İşte bitkilerde böyle…

 Topraksız tarım sistemleri ile düzenli olarak köklerinden ihtiyacı olan su, vitamin ve mineralleri alan bitkiler diğer emsallerine göre çok daha verimli oluyor. Çünkü besin bulması için köklerini toprağın içinde yaymaya ihtiyacı kalmıyor. Bitki de enerjisini gövde üstüne harcayarak çok daha yüksek ticari ürün kalitesine ve çok daha yüksek iç kaliteye sahip oluyor.

2)Topraksız Tarım Zararlı Mıdır?

 Bu sorunun yanıtını siz kendiniz şu şekilde düşünerek bulabilirsiniz: Burada bir sistem var, toprak olmadığı için haşereler ve yabancı otlar da olmuyor; üstelik geleneksel tarıma göre çok çok az veya evimde kullanırsam sıfır kimyasalla yetişiyor bu bitkiler; acaba bunların benim sağlığıma zararı olur mu?

 Muhtemelen çoğunuz bu soruya “Hayır” cevabını verirsiniz. Fakat yine de aklında soru işareti olanlar için biraz konuyu açalım. Zira maalesef çoğumuz haklı bir şekilde dışarıdan almış olduğumuz “organik” adı altında satılan şeylerin pek de organik olduğunu düşünmüyoruz. Bu besinlerde GDO veya kimyasal ilaç etkisinin olduğuna neredeyse eminiz. Topraksız tarımın da bunlara paralel bir eksende ortaya çıkmış olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak durum hiç de öyle değil. Tarihi milattan öncesine dayanan topraksız tarımın ilk uygulamaları Mısır, Çin, Babil ve Hindistan’da görülmektedir. Eski Romalı ve Yunanlılar nehir yatağında kavun, karpuz ve diğer sebze çeşitlerini yetiştirmek için günümüzün topraksız tarım sistemlerine benzer bir sistemi kullanmışlardır. O yıllardan günümüze kadar dönemsel şartların elverdiği müddetçe topraksız tarım geliştirilerek devam edilmiştir. Aslında kısaca zaten mümkün ve işin doğasında olan bir unsurdan bahsediyoruz. Burada yapılan işlem bitkinin genetiğini değiştirmekle alakalı değil aksine bitkinin ihtiyaç duyduğu gereksinimleri temin etmek ile ilgili. Bu yüzden insanlar asırlar boyunca bu sistemin üzerinde durmaktaydılar. Günümüzde gelinen son noktada artık bu sistemler gerekli unsurlar sağlandığında minimum iş gücü ile kendi kendini idare edebiliyorlar.

3)Topraksız Tarımın Geleceği

 2050’li yıllara gidelim… Günümüzün tarım lideri ABD’nin tarım ürünlerinin %20’sini üreten Colorado Nehir Havzası’nı besleyen kar yağışı oranının bu yıllarda %20 azaldığını görüyoruz. Bu azalma da tarım alanlarını besleyen suların %90 oranında azalacağının göstergesi… Yani küresel ısınmayla verimli toprak arazilerimizin nasıl kaybolduğunu veya nasıl zarar gördüğünü bundan daha iyi açıklayacak bir örnek var mıdır bilmiyorum. Üstelik dünyada suyun en fazla harcandığı yerlerden biri de tarımdır.  Topraksız tarım sistemleri ile hem kaybolan toprak tehlikesine karşı elimizde güçlü bir koz bulundururken hem de bu sistemlerin çok daha az su kullanmaları sebebiyle ilerleyen yıllarda bizim için çok daha mühim olacak suyun israfının önüne geçmiş oluyoruz.

 Üstelik yaklaşmakta olan başka bir durum daha var. Hani çoğu kişinin bir hayali vardır:”Şu işi bırakıp köye gideceğim, bir bahçe yapacağım, orada gayet güzel bir şekilde yaşarım”. Maalesef üzücü bir haberim var. İlerleyen yıllarda kent yaşamındaki artış daha da artacak ve dünya nüfusunun neredeyse %70-75’i kent hayatı sürecek. Yani maalesef çoğumuz bu hayalden vazgeçme zorunda kalacağız.

 Fakat gelişen teknoloji ile yükselen kentsel tarım burada bizim için bir umut olmakta. Seraların yanı sıra kendi evlerimizde bile kullanabileceğimiz sistemler sayesinde normal yetişme sürelerine nazaran çok daha çabuk ve organik bir şekilde kendi bitkilerimizi üretmek artık elimizde. Belki işimizi gücümüzü bırakıp bir köye ya da kasabaya yerleşemeyebiliriz; fakat hiç olmazsa kendi evimizde kendi sağlıklı bitkilerimizi üretmek için hem mali açıdan hem sağlık yönünden hem de ruhsal açıdan kendimize faydası dokunacak bu sistemlere yönelerek dışarıda kurmak istediğimiz yaşantıyı kendi evimizin içine taşıyamak artık bizim elimizde.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Musa Simsar

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Önemsiz Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Hikaye/Olay
Gömülü ve Görsellerle Biçimlendirilmiş Metin
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud Gömme
Görsel
Fotoğraf veya GIF